Sizi buraya tıkan irade
Yassıada yargılamaları denince hafızalara kazınan bir cümle vardır: “Sizi buraya tıkan kuvvet böyle istiyor.”
Zabıtlardaki biçimi biraz farklıdır: “Niçin, sizi alıp Yassıada’ya tıkan kudret böyle istemiş, onu biz bilemeyiz.”
Ama anlam değişmez. Mahkeme Başkanı Salim Başol, sanıklara, kendilerini Yassıada’ya getiren iradenin ne istediğini mahkemenin sorgulamayacağını söylemiştir.
O cümleyi kara leke yapan şey sadece kabalığı değil, bir mahkeme başkanının “Arkamda hukuk değil, kudret var” demiş olmasıdır. Önce karar verilmiş, sonra o karara mahkeme kıyafeti giydirilmiştir.
Bugün Yassıada yok. Yüksek Adalet Divanı yok. Darağaçları yok. Ama hukukun, siyasal iradenin gölgesinde araçlaştırılması bakımından daha sinsi, daha yaygın, daha gündelik bir düzen var.
Bu düzen önce hâkim teminatını fiilen ortadan kaldırıyor. Beğenilmeyen karar veren hâkim yerinden ediliyor. Beğenilmeyen kararı verme ihtimali sezilen hâkim dosyadan uzaklaştırılıyor. Gezi davasında tahliye yönünde tutum alan hâkimlerin değiştirilmesi, Osman Kavala’nın tahliyesi yönünde oy kullanan hâkimin başka bir ile atanması, geçmişte tahliye kararı veren hâkimlerin tutuklanmasına kadar varan örnekler, hâkim teminatının kâğıt üzerinde kaldığını gösterdi.
Aynı tablo Ekrem İmamoğlu’nun yargılandığı davalarda da tekrarlandı. Beylikdüzü dosyasında masumiyet karinesinin ihlal edildiğini tutanağa geçiren hâkim Diyarbakır’a gönderildi. İmamoğlu hakkında beraat kararı veren hâkim Kahramanmaraş’a atandı. Diploma davasına bakan hâkimin de görev yeri değiştirildi. Hâkim, karar verirken ertesi günü nereye sürüleceğini düşünüyorsa orada bağımsız ve tarafsız yargı yoktur.
Sadece hâkimler değil, mahkemelerin yetkisi de........
