Vezüv’ün eteğinde yaşamak…
Farkındasınız değil mi? Şu yapay zekâ meselesi ne kadar da büyüyor. Bu konuyla ilgili yazılar yazmıştım ama her gün yeni bir gelişme oluyor, her gün ortaya yeni bir sorun atılıyor. Ama son zamanların en popüler konularından olan yapay zekâ ile ilgili ilk kez bu kadar garip haberler dolaşmaya başladı ortada. Aslında bu durum yeni değil. Ben de daha önceki yazılarımda tartışmış ve felsefe tarihinden bu konunun, özellikle de potansiyel problemlerine, ışık tutan felsefi fikirleri paylaşmıştım.
Felsefe evrensel bilginin peşinde olduğu için, yüz, iki yüz, hatta binlerce sene öncesinden bilimle, evrenle medeniyetle ilgili uyarılarını yapıyor. Yeter ki biz onları okumayı bilelim ve anlamayı isteyelim. Bir anlamda teorik akıl, pratik aklın üretebileceklerini öngörüp, bunları eleştirel akılla değerlendirebiliyor. Ama dediğim gibi… Anlamak isteyene.
Uzun süre yapay zekânın insanları işlerinden edeceği konuşuldu. Ama tarihten de biliyoruz ki bu keşfedilen her alet için söylenir. Otomobil icat edildiğinde at arabası sürenler, sanayi devrimiyle makineler devreye girince işçiler “ne olacak bizim hâlimiz?” diye kaygılandılar. Ama her seferinde düzen bir şekilde devam etti. Ancak tarihte ilk kez bir alet (yapay zekâ) beyaz yakalıların işlerini tehdit etmeye başladı. Yani beden gücüyle değil de us gücüyle çalışanlar; doktorlar, avukatlar, pazarlamacılar, öğretmenler işlerinin elinden gideceği endişesini yaşamaya başladılar. Hatta bizzat yapay zekâyı üreten yazılımcılar bile aynı kaygıyı duyuyor.
Tabii yapay zekânın diğer icatlara göre çok daha önemli ve açıkçası tehlikeli bir potansiyeli var. O da insanları sadece işinden değil, belki de yaşamından etme ihtimali. Açıkçası bu ihtimalden bahsetmek biraz ‘komplo teorisi’ yapmak gibi algılansa da işin iç yüzü pek öyle görünmüyor. Yapay zekâ insan kontrolünden çıkma ve sonrasında başına buyruk hareket etme potansiyelini barındırıyor.
Geçtiğimiz günlerde işte tam da bu noktaya parmak basan bilişim sektörü temsilcilerinden itiraflar, açıklamalar yağmur gibi yağmaya başladı. Bu itiraflar, yukarıda bahsettiğim potansiyelin açığa çıkmak üzere olduğunu gösteriyor. Önce OpenAI’da (ChatGPT), sonra da Anthropic’te (Claude) çalışan araştırmacı Jacob Coxon başlattı bu furyayı. Anthropic’e transfer olduktan kısa bir süre sonra istifa etti ve sosyal medya hesabından sektörün ahlaki açıdan sorumsuz davrandığını söyledi. Yapay zekânın kontrolümüzden çıkmak üzere olduğunu ve derhal bunun için önlem alınması gerektiğine dair sözler söyledi. İşte ondan sonra açıklamalar, itiraflar çorap söküğü gibi gelmeye başladı.
Konu tabii ki köpürdü ve pek çok mecrada durumu farklı yorumlayan makaleler yayımlanmaya başladı. Bunların içerisinden en çok etkilendiğim makale, Fayn Press’te yayımlanan Okan Dülger’in yazısı oldu. Dülger durumun fotoğrafını çektikten sonra, neden böylesi bir itiraf furyası başladığına dair bazı senaryolar üzerinde durmuş. Tavsiye ediyorum, çok iyi bir yazı. Özellikle yapay zekâ şirketlerinin kurucularının, patronlarının bu konudaki endişe dolu açıklamalarına yer vermiş. Bence yazının kendisi kadar başlığı da oldukça etkileyici ve mevcut durumu harika özetliyor. Okan Dülger’in yazısının başlığı: Yangın var diye bağıran kundakçılar: Silikon Vadisi neden birden “Yavaşlayalım” demeye başladı? Bence bugünkü durumu mükemmel şekilde özetleyen, yapay zekâ üreticilerinin ahlaki problemlerini tek bir cümleyle ortaya koyan harika bir başlık.
Bu yazıdan........
