Hırsız var!
“Yakalanan bir korsanın Büyük İskender’e verdiği cevap hem zarif hem de doğruydu. Kral bu adama denizi tehdit altında tutmakla ne kastettiğini sorduğunda, korsan pervasız bir cesaretle şöyle cevap verdi: ‘Senin bütün dünyayı ele geçirmekle kastettiğin neyse, o. Ama ben bunu küçük bir gemiyle yaptığım için bana haydut deniyor; sen koca bir donanmayla yaptığın için sana imparator deniyor.’” Saint Augustinus
Bu alıntı Saint Augustinus’un Tanrı Devleti adlı eserinin 4. Kitabının 4. Bölümünden. Aslında herkesin her zaman dilinde olan “az çalana hırsız, çok çalana beyefendi/hanımefendi derler” sözünün yüzyıllar önce bir filozof tarafından söylenmiş hâli.
Hani hep diyorum ya, her şey değişiyor gibi görünüyor ama özünde hiçbir şey değişmiyor diye. Bu da işte son günlerde yaşadığımız fon krizinin esas tarifi. Tabii buna kriz ya da skandal denmesinin bir nedeni de çalanların yine beyefendi ya da hanımefendi olarak görülmesi. Yoksa korsanın Büyük İskender’e söylediği gibi, bu düpedüz hırsızlık, düpedüz dolandırıcılık.
Kitabın alıntı yaptığım bu bölümünün hemen üstündeki satırlarda başka şeyler de söylüyor Saint Augustinus, ama açıkçası oraları alıntılarsam, ben söylememiş olmama rağmen bu hırsızlığın öznesi olan bazı insanlara karşı açılmayan dava bana karşı açılır. İsteyen kitabı alıp okuyabilir ve filozof haklı mı haksız mı kendisi karar verebilir.
ADALETİN OLMADIĞI YERDE…
…ya da güçlünün adaletinin olduğu yerde, aynı suçu işleyenlerden bazıları yargılanır, bazıları hiç suçları yokmuş gibi elini kolunu sallayarak ortalıkta dolaşır. Vallahi bunu da ben söylemiyorum. Birazını Saint Augustinus söylüyor, birazını da Platon’un Devlet’inde adaletin güçlünün çıkarından başka bir şey olmadığını savunan Thrasymakhos.
Açıkçası ben öyle para piyasalarından anlayan, fonları takip eden, nereye yatırım yapılması gerektiğini bilen biri değilim. Hiç anlamam bu konulardan. Ama şunu biliyorum ki, savcılık bazı hisselerin fiyatlarının şirketlerin gerçek faaliyetleriyle hiçbir bağı olmadan yapay olarak yükseltildiğini ve bu yolla ciddi menfaat elde edildiğini söylüyorsa, SPK da tasfiyeden önce fon satışından ‘fahiş kazanç’ elde edenler için gönüllü iade hesapları açıyorsa, belli ki birilerinin mal varlığı haksız bir biçimde başkalarının eline geçmiştir. Hukuk buna ‘piyasa dolandırıcılığı’ diyor. Ben ise işin ahlaki adını koyuyorum: Fon krizi olarak adlandırılan bu olayda hırsız ya da hırsızlar var. Yani olayın esas tanımı fon hırsızlığı olmalıdır.
Peki büyük hırsızı küçük hırsızdan ayıran nedir? Alıntılamaktan kaçındığım o satırlarda Augustinus bunun da cevabını veriyor: Açgözlülükten hiçbir şey eksilmez, yalnızca cezasızlık eklenir. Ben de buna, bu cezasızlığın güçlünün adaletinden kaynaklandığını ekleyeyim. Bu olaya hırsızlık demek yerine ‘kriz’ ya da ‘skandal’ denmesinin en temel nedeni de o hırsızlığın küçük bir gemiyle değil, büyük bir donanmayla yapılmış olması.
BU DONANMADA KİMLER VAR?
Bilmiyoruz… Yani ortalıkta dolaşan pek çok isim var. Bunların bazıları bir kazanç elde ettiklerini söylüyor ama bunun haksız olduğunu kabul etmiyor. Bazıları “ne kazancı, ben esas mağdur olanlardanım” diyor. Herkes bir şey söylüyor. Buna mahkemeler karar verecek. Ama adalet mekanizmasının doğru, yani adil işleyebilmesi için tüm şüphelilerin aynı muameleyi görmesi gerekir ki bunu biz henüz göremedik.
Bu donanmadaki komutan ya da askerlerin isimlerini verecek durumda değilim, çünkü ben de bilmiyorum. Ama onları tarif etmeye yardımcı olabilirim. Yine ben değil, onları Aristoteles tarif ediyor.
Nikomakhos’a Etik adlı eserinin 5. kitabında Aristoteles, adaletsiz insanın iki anlamda anlaşıldığını söyler. Birincisi yasaya uymayan (paranomos), ikincisi ise hak ettiğinden fazlasını alan ve eşitsiz olan (pleonektēs ve anisos), bir anlamda açgözlü olan kişidir (V.1-2, 1129a-1130b). Aynı pasajda bu insanların kazanç için yaptıkları adaletsizliği anlatırken, kazanç tutkusunun adaletsizliğe yol açtığından söz eder. Daha önceki yazılarımda da defalarca söylediğim gibi, birisi adaletsizliğe neden oluyorsa, o aynı zamanda ahlaksızdır. Bunu yalnızca ben söylemiyorum: Aristoteles aynı bölümde, bu genel anlamdaki adaletin erdemin bir parçası değil bütünü olduğunu, karşıtı olan adaletsizliğin de kötülüğün bir parçası değil bütünü olduğunu söyler (1130a).
Evet… Bu donanmada kimler varsa, Aristoteles’in tanımıyla onlar adaleti saptıran açgözlülerdir. Ben ise yol açtıkları bu adaletsizlikten hareketle onlara ahlaksızlar diyorum. İtirazı olan varsa o itirazın argümanlarını duymayı çok isterim doğrusu.
Bu hırsızlığın tezgâhı nasıl kuruldu? Bu işten hiç anlamayan ben bile biliyorum ki bunun adı manipülasyon. Fonların ya da hisse senetlerinin değeri, yatırımcılarına haksız kazanç sağlamak için yapay bir şekilde artırılıyor. Sonra her nasıl oluyorsa, bu yatırımcıların bazıları sezgilerini kullanarak, o hisseler ya da fonlar en yüksek değere ulaştığında ya da birileri “bu kadar yeter” dediğinde onları elden çıkarıyor. Değer birden düşüyor ve bunları ellerinden çıkarmayanlar paralarını kaybediyor. Tabii bu düşüş yalnızca o fon ya da hisselerle sınırlı kalmıyor, piyasaya duyulan güveni de sarsıyor. Böylece birilerinin (kaybettirilenlerin) varlıkları diğer birilerinin (kazandırılanların) cebine aktarılıyor. İşte size düpedüz hırsızlık.
KİMLER KİME HAKSIZLIK YAPAR?
Şimdi de gelin Aristoteles’in başka bir ünlü eserine, Retorik’inde 1372a-1373a arasındaki bölüme başvuralım. Filozof şöyle diyor: “İnsanlar, bir........
