Kamuoyu: Kimin oyu?
Aralarında Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu 402 kişinin yargılandığı İBB davasının 9 Mart’ta başlamasıyla birlikte, bir kez daha kamuoyunda üstünlüğü ele geçirme mücadelesinin kızıştığı bir sürece girdik. Duruşmaların TRT’den yayınlanması tartışması da bu mücadelenin bir parçası.
Böyle bir yayın mümkün olsa İmamoğlu’nun geniş toplum kesimleri üzerindeki ikna edici siyasal gücünü sergileme olasılığı iktidar kanadını özellikle ürkütüyor olmalı. Nitekim MHP lideri Devlet Bahçeli’nin bu konuda defalarca çağrı yapmasına karşın TBMM’deki oylamada “TRT’de yayınlanma” teklifi AKP-MHP oylarıyla reddedildi.
CHP kanadı ise duruşmaların TRT’den yayınlanması halinde ülkedeki en yaygın kitle iletişim aracı vasıtasıyla hiç ulaşamadığı seçmen kümelerine ulaşarak haklılığını anlatabileceğini umuyor. Gerçi 19 Mart’taki operasyondan bugüne kadar geçen yaklaşık bir yıllık sürede yapılan güvenilebilir nitelikteki kamuoyu araştırmalarının hemen hepsinde yaklaşık olarak dört seçmenden sadece biri İmamoğlu’na yöneltilen suçlamaların hukuki nitelikte olduğunu düşündüğünü ifade ediyor. Yine iddianamede İmamoğlu’na yöneltilen suçlamaları ikna edici bulanların oranı da yüzde 25-30 aralığında dalgalanıyor.
SEÇMENİN YÜZDE 75’İ İKNA OLMUŞ DEĞİL
Tersinden söyleyecek olursak içinde iktidarı destekleyen seçmenlerin de kayda değer bir kısmının bulunduğu yaklaşık yüzde 75’lik bir kesim İmamoğlu hakkındaki iddiaların hukuki boyutuna ikna olmuş değil. Peki bu ikna olmama hali muhalefete özel bir avantaj sağlıyor mu? Muhalefet lehine güçlü bir kamuoyu oluşmuş durumda mı? Hukukiliği bu ölçüde sorgulanan bir hamlenin iktidar açısından siyasal bir maliyeti var mı? Pek var gibi görünmüyor.
Çünkü “kamuoyu” dediğimiz şey, çoğu zaman sanıldığı gibi kendiliğinden oluşan, hakikate göre şekillenen bir alan değil. Kamuoyu her şeyden önce inşa edilen, yönlendirilen ve tekrar tekrar farklı biçimlerde yeniden üretilen bir şey. İnsanlar yalnızca olup bitene bakarak kanaat oluşturmuyor, neye maruz bırakılıyorlarsa, hangi kavramlarla düşünmeye çağrılıyorlarsa, hangi duygusal iklim içinde konuşuyorlarsa, kanaatlerini büyük ölçüde bunun içinde oluşturuyorlar.
Walter Lippmann 1922’de yazdığı Public Opinion (Kamuoyu) adlı eserinde siyasetin........
