menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çocuklarımızı korurken güçsüz mü bıraktık?

3 0
yesterday

Son yıllarda, “Ergenlik artık yirmili yaşların ortalarına kadar sürüyor” sözüyle daha sık karşılaşıyoruz.

Elbette insan 25 yaşına bastığı gün bir anda olgunlaşmıyor. Ancak karar verme, sorumluluk alma, geleceği planlama ve davranışlarının sonuçlarını görme gibi becerilerin gelişimi sandığımızdan daha uzun sürüyor. Çocuklukla yetişkinlik arasındaki geçiş dönemi de giderek uzuyor.

Biz yetişkinler ise çevremize baktığımızda aynı şeylerden yakınıyoruz:

“Şimdiki çocuklar çok isteksiz.”

“Hiçbir şey için mücadele etmiyorlar.”

“Her şeyleri var ama kıymetini bilmiyorlar.”

“Biraz zorlanınca hemen vazgeçiyorlar.”

Bunları zaman zaman hepimiz söylüyoruz. Ancak tüm sorumluluğu yalnızca gençlere yüklemek, işin kolayına kaçmak olur. Bugünün çocuklarını biz yetiştirdik. Nasıl bir aile ortamında büyüdüklerini, nasıl bir eğitimden geçtiklerini ve nasıl bir dünyaya doğduklarını da düşünmek zorundayız.

Bizim kuşağımız çoğu zaman zor şartlarda büyüdü. Bir şeyi istediğimizde hemen önümüze gelmezdi. Beklemek, para biriktirmek, sabretmek, bazen de vazgeçmek hayatın doğal bir parçasıydı. Önümüze çıkan her sorunu anne babamız çözmezdi. Düştüğümüzde kendi kendimize kalktığımız, başaramadığımızda yeniden denediğimiz çok oldu.

Belki de tam bu yüzden, çocuklarımız olduğunda onlara bambaşka bir hayat sunmak istedik. Bizim yaşadığımız sıkıntıları onlar yaşamasın, bizim ulaşamadığımız imkânlara onlar ulaşsın dedik.

Ancak onları korumaya çalışırken bazen ölçüyü kaçırdık. Çocuklarımızın önüne çıkabilecek taşları daha onlar görmeden toplamaya başladık.

Yorulmasınlar diye çantalarını taşıdık. Üzülmesinler diye arkadaşlıklarına karıştık. Düşük not aldıklarında öğretmenini aradık. Ödevlerini birlikte yapalım derken bir süre sonra ödevin büyük bölümünü biz üstlendik. Üniversite tercihinden iş başvurusuna kadar hayatlarının her adımını takip ettik.

Bunu kötü niyetle yapmadık. Tam tersine, iyi bir anne baba olmaya çalıştık. Çocuğumuz incinmesin, geride kalmasın, yanlış bir karar vermesin istedik. Ancak ilgi göstermekle çocuğun yerine yaşamak arasındaki çizgiyi zaman zaman kaybettik.

Bu tutum uzun süredir “helikopter ebeveynlik” olarak adlandırılıyor. Çocuğun üzerinde sürekli dolaşan, her hareketini izleyen ve bir sorun çıktığında hemen müdahale eden anne babalar…

Üstelik helikopter ebeveynlik yalnızca çocuğu sürekli kontrol etmek anlamına gelmiyor. Kendi başına yapabileceği işleri onun yerine yapmak, yaşayacağı her hayal kırıklığını önlemeye çalışmak ve bütün sorumluluğu üstlenmek de aynı anlayışın parçası.

Böyle olunca “ben” ile “o” arasındaki sınır da siliniyor.

“Biz bugün ödevimizi yaptık.”

“Biz sınavdan yüksek not aldık.”

“Biz üniversite tercihimizi yaptık.”

Oysa ödevi yapan da sınava giren de tercihte bulunan da çocuk. Biz onun yanında olabilir, yol........

© Gazete Pencere