Üç perdelik hakikat
Başakşehir deplasmanı, Galatasaray için sadece üç puanlık bir eşikten ibaret değildi; adeta modern futbolun tüm çelişkilerini, inatlaşmalarını ve mucizelerini tek bir 90 dakikaya sığdıran bir trajedi-komedi sahnesiydi.
O halde perdeyi kaldırıp, bu zorlu virajı üç ayrı perdede, hem kör bir sistemin eleştirisiyle hem de oyunun ruhuna inen derin bir tahlille masaya yatıralım.
BİRİNCİ PERDE: OSİMHEN'İN HÜKÜMRANLIĞI
Maçın ilk bölümü, futbolun sadece taktik tahtasından ibaret olmadığının, sahaya ayak basan bir "mitolojik kahramanın" oyuna nasıl tek başına hükmedebileceğinin kanıtıydı.
Victor Osimhen sahada olduğunda Galatasaray; rakiplerini zihnen ve fiziken ezen, durdurulamaz bir takım kimliği ile oynuyor. O varken takım, rakip kaleye giden yolda sadece hücum etmiyor, adeta bir mental üstünlük kuruyor.
Osimhen, varlığıyla bu takımın hem oksijeni hem de kalbi.
Oynadığı futbol olağanüstü, seyri ise büyüleyiciydi.
Bir futbolcunun sahada varlığıyla yarattığı bu devrimsel etki, futbolda takım olmanın bireysellik ile nasıl doğrudan ilintili olduğunu ispatlar nitelikte!
İKİNCİ PERDE: YÖNETİM ZAAFİYETİ
Osimhen’in sakatlanıp oyundan çıkması sarı-kırmızılı ekip için tökezlemenin, hatta kaybolmanın trajikomik bir ruhla sahnelenmesiydi. Sahada üretkenlikten uzak, ne yaptığını bilmeyen, yetersiz ve basmakalıp bir oyun anlayışı türedi.
Bu tablo, Galatasaray yönetiminin aylardır üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi izlediği........
