ŞEHİR VE EDEBİYAT
“Hüner dolu, ama şiirsel biçimde,
İnsan mesken tutar bu yeryüzünde.”
Şehir edebiyata değmeli, edebiyat da şehre. Bir şehir rengi ile kokusu ile tınısı ile ruhu ile var olacaktır. Ve de elbette bu ruhu işleyecek, bu manayı dile aktaracak, şehri konuşturacak; şiire, öyküye, romana, anlatıya ve denemeye aktaracak edebiyatçıları ile var olacaktır. Sokağı ile meydanı ile mahallesi ile pazarı ile çarşısı ile ve dahi şehrin kalbi olan mekânların dili ve bu dilin ortaya konulması ile bir şehir ayağa kalkabilecektir.
Dile gelmeli şehir, edebiyatla buluşmalı, edebiyatı olmalı, anlatısı olmalı, hikâyesi olmalı. Bir şehir hikâyeleriyle vardır madem; hikâyelerle hikâyelere yelken açmalı. Şehir bir romanın sayfalarının arasında dolaşmalı; evi, sokağı, mahalleyi bir romanla kavramalı. Bir şiirle buluşmalı şehir, şiire dönüşmeli, şiirle dile gelmeli, anlatılara konu olmalı, anlatılarla tanınmalı, anlatılarla tanıtılmalı şehir.
“Şehre Yansıyan Medeniyet, Edebiyata Yansıyan Şehir” Kitabının yazarı Mehmet Güneş’in bu konuda söyledikleri dikkate değerdir. “Türk edebiyatının zirve şahsiyetleri Yahya Kemal Beyatlı ve Ahmet Hamdi Tanpınar şehirlerin portresini medeniyetle, ‘kendilik bilinciyle’, anneyle, sevgiliyle, vatanla, yoğurarak tamamlarlar. Her iki sanatkârın şehre bakışı, şehir ve medeniyet ilişkisini işleyiş tarzı........
