menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

KENDİNE MÜLTECİ YA DA O’NA İLTİCA

44 0
13.08.2026

"Her bir insanın kendi içinde sonsuz savaşı var.

Kendi içinde sürgün çoğu insan...

Kendi ruhunu modern köle pazarına çıkarmış çoğu birey. 

İyilik ve doğruluk gibi hasletler iltica edecek ruhlar arıyor. 

Evini arıyor her insan. 

Şah damarını ve kalbinin en kuytu köşesinde bekleyeni, 

sinesini ondan daha iyi bileni arıyor..."

(Ayşegül Genç; Ölü Serçe Dönemeci)

Dünyada gariptir insan, dünyaya gariptir, insana gariptir, kendine gariptir insan… Neden gariptir insan? İnsanın dünyada yaşamış olduğu gariplik duygusunun temelinde ne var? İnsan bu dünyaya ait değildir, bu dünyada kalıcı değildir; kalmak için değil gitmek için geldiği bu dünyada; kalmaya dair, burayı esas, burayı sonsuz, burayı tamam gören tüm teşebbüslerinin ardında koskocaman bir “boşluk” duygusuna, bir “absürd”e, bir “hiç”liğe, bitmek bilmeyen bir “kaygıya”ya mahkum olarak yaşayacaktır. 

İnsan kendine mültecidir, insanın kendine mülteci olmasının sebebi, dünyada garipliğinin farkına varamamasıdır. Dünyada garipliğinin farkına varamayan insan dünyaya yabancılık duygusuna kapılmaktan kurtulamayacaktır. Evet, dünyada yaşanılan yabancılık ile gariplik duygusunu birbirinden ayırıyoruz.  İlk başta birbirinin yerine kullanılan bu iki kelime süreç ve sonuçları itibariyle farklı bir noktaya ulaştırabilecektir insanı. İnsanın yabancılık duygusu bazen, Albert Camus’un ‘Yabancı’sında olduğu gibi; tüm ahlaki değerlere ve topluma yabancılaşmış, mutsuz, huzursuz, insanı manasız ve hayatı saçma yani ‘absurd’ olarak gören anlayışa götürmüştür. Bazen İnsanı beyhude bir çaba olarak gören Jean Paul Sartre’de olduğu gibi, dünyayı insanın kendini yabancı hissettiği, hayatın da manasının olmadığından insanı sürgüne mahkûm etmiştir. Bazen Kafka’nın ‘Dönüşüm-Başkalaşma’ da olduğu gibi........

© Gazete İpekyol