BAHARIN SOFRASI...
Mezopotamya coğrafyasında baharın gelişi, yalnızca tabiatın uyanışı değil; aynı zamanda sofraların da yeniden canlanması demektir. Kışın sınırlı mutfak düzeninin ardından, Yüce Allah'ın rahmet sofrasını sermesi ile birlikte adeta kısa ama etkileyici bir “Yabani gıda bitkileri şenliği” (Wild edible plants) başlar. Bu şenlik, modern hayatın hızında çoğu zaman fark edilmese de tüm Mezopotamya coğrafyasında, Şanlıurfa'da da özellikle Siverek başta olmak üzere birçok yerde hâlâ canlı bir kültürel hafıza olarak yaşatılmaktadır.
Pazara giden herkes bilir: Tezgâhlar bir anda yeşilin binbir tonuyla dolup taşar. Suyarpuzu, kenger, ahbandır, rışvat, ebe gümeci, diğnik (kneber), çakıldikeni, karahindiba ve daha niceleri… Her biri, Yüce Allah’ın tabiat sofrasına serdiği, zahmetsiz ama bir o kadar da kıymetli nimetlerdir. Bu bitkiler yalnızca karın doyurmak için değil; geçmişle bağ kurmak, bazen de şifa olmak, toprağın dilini anlamak ve kadim bir kültürü sürdürmek için de sofralara girer.
Bu otların en dikkat çekici yönlerinden biri, tamamen doğal ve hiçbir şekilde bir zirai ilaca maruz kalmadan kendi kendine yetişmeleri ve doğrudan tüketilebilmeleridir. Tazecik koparılan bir demet yarpuzun ferahlatıcı kokusu ya da karahindibanın hafif acımtırak tadı, çoğu zaman herhangi bir işleme gerek kalmadan doğrudan sofraya........
