Oruç İnsanı İnsana Yaklaştırır
“Evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu ebedî kurtuluş…”
Aziz okurlarım, yine o kutlu zaman dilimine eriştik. On bir ayın sultanı Ramazan, hanelerimize misafir oldu. Bu gece sahura kalkacağız. Niyet edeceğiz. Yarın ilk orucumuzu tutacağız.
Peki, hiç düşündük mü?
Ramazan sadece aç kalmak mıdır? Susuzluk mudur? Yoksa insanın kendisiyle yüzleştiği büyük bir muhasebe vakti midir?
Oruç, mideyi terbiye etmekten önce nefsi terbiye etmektir. Gün boyu aç kalan beden değil, aslında dizginlenmeye çalışılan iradedir. Susuz kalan boğaz değil, sabrı öğrenen ruhtur. İftar vaktini beklerken geçen her dakika insana şunu öğretir: Her nimetin bir kıymeti vardır.
Bir hurma ile açılan iftar…
Bir yudum su ile ferahlayan gönül…
Bir ezan sesiyle dolan gözler…
Eski Türk geleneğinde Ramazan, yalnız bireysel bir ibadet ayı değildi. Toplumsal bir dayanışma mevsimiydi. Obanın en geniş çadırında sofralar kurulur, yolcuya yer açılırdı. “Tanrı misafiri” denirdi ve kapılar kapanmazdı. Çünkü bilirdi ki insan, paylaştıkça çoğalır.
Velhasıl, oruç tek başına tutulmazdı. Birlikte yaşanırdı.
Komşumuzun kapısını ne kadar........
