KADININ KİMLİĞİ ÜZERİNE
Dağın eteğine kurulmuş küçük bir köyde yaşar Satı. Üç çocuğu, birkaç koyunu, iki dönüm tarlası ve kara tenli, güneş altında ömrünü tüketmiş bir kocası vardır. Hayatı, takvim yaprakları gibi birbirinin aynı günlerden oluşur. Sabah ezanıyla kalkar, gece herkes uyuduktan sonra yatağa girer. Aradaki saatlerin tamamı ise başkaları içindir. Satı'nın adı vardır ama kimliği yok gibidir. Köyde ona çoğu zaman kendi adıyla seslenmezler. Kiminin gözünde "Hasan'ın karısı", kiminin gözünde "Ali'nin anası", kiminin gözünde ise evin işlerini yapan görünmez bir emekçidir. Oysa o da bir insandır; hayalleri, korkuları, özlemleri ve yarım kalmış umutları vardır. Büyük şair Nazım Hikmet yıllar önce Anadolu kadınının durumunu anlatırken, "Soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen" demişti. Aradan geçen onlarca yıla rağmen Satı'nın hikâyesinde değişen ne kadar şey vardır, insan düşünmeden edemiyor. Çünkü Satı'nın günü tarlada başlar. Çapayı vurur, ekini toplar,........
