menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Fikstürün Dili Olsa…

4 0
friday

Fikstür yine tartışılıyor; zamanlamalar, üst üste gelen kritik maçlar, denk gelişler… Tesadüf mü, yoksa bir düzenin sonucu mu? Belki bu soruların net bir cevabı yok ama şüphe duygusu bir kez zihne yerleşti mi, artık oyunun bir parçası haline gelir. Futbol sadece sahada oynanmaz; algıda, inançta ve beklentide de oynanır. Ve tam da bu yüzden, çıkacak sonuçtan daha önemli bir mesele var.

 

Eğer Fenerbahçe bu derbiyi kaybederse ne değişecek? Sadece puan mı, yoksa tribün mü? Son yıllarda giderek görünür hale gelen bir refleks var: kazanırken çoğalan, kaybederken eksilen bir kalabalık. “Rekabet kalmadı…”, “Zaten…”, “Bu saatten sonra…” gibi cümleler tanıdık. Ama asıl tartışılması gereken, bu cümlelerin arkasındaki düşünce yapısı. Çünkü rekabet sadece önde olanın yürüyüşü değildir; geride kalanın da vazgeçmemesidir. Bir takım kaybettiğinde, ona olan bağlılık da geri çekiliyorsa orada yalnızca bir maç kaybedilmez, bir duruş aranır.

 

Fikstür sorgulanabilir, şüphe büyüyebilir; ama bu duygular tribünden uzaklaşmaya dönüşüyorsa, mesele seyirci değil, vazgeçiştir. Futbol kazananların oyunu olabilir ama taraftarlık kalanların hikayesidir. Boşalan tribünler sadece bir eksilme değildir; birliğin, inancın ve rekabetin zayıflamasıdır. Pazar günü sahada bir sonuç yazılacak ama asıl mesele sonrasında başlayacak: taraftar sesleri yükselecek mi, aynı inanç devam edecek mi? Yoksa rekabet yalnızca kazananın coşkusu olarak mı kalacak? Belki fikstürün dili yok ama skorlar bize bir şeyler anlatıyor olabilir.

 

Ve bu noktada tarafımı saklamıyorum. Bu yazı bir eleştiri olduğu kadar bir duruş da. Fenerbahçe için pozitif bir ayrım yapıyorum. Çünkü destek, sadece kazananın yanında durmaksa, onun adı bağlılık değil tercihtir. Kaybetme ihtimali varken de aynı yerde kalabilmek ise başka bir şeydir. Skor ne olursa olsun, o bağın geri çekilmediği, aksine daha da sıkı tutulduğu bir yerden bakmak gerekiyor. Çünkü bazı takımlar galibiyetle büyür, bazıları ise kaybederken dağılmayarak.

 

En büyük takım kim sorusunun cevabı aslında hep aynı yere çıkar.

En çok kazanan değil…

En çok sevdiğin, en çok bağlandığındır.


© Fotospor