menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Zeytinyağının Davos'u olabilir miyiz?

14 0
01.06.2026

Ödül törenlerini genellikle ihtiyatla izlerim.

Kim ne verdi, kim ne aldı? Jüri gerçekten bağımsız mıydı? Hangi kriterler uygulandı? Kazananlar gerçekten en iyiler miydi, yoksa ilişkiler mi öne çıktı?

Özellikle bizim coğrafyada ödül mekanizmalarının zaman zaman liyakati ödüllendirmekten çok görünürlük ve ilişki yönetiminin bir parçasına dönüşebildiğini gördüğümüz için bu tür organizasyonlara her zaman belli bir mesafeyle yaklaşırım.

Ancak bazı sektörlerde mesele ödüllerden çok daha büyüktür.

Zeytin ve zeytinyağı bunların başında gelir. Çünkü zeytinyağı yalnızca bir tarım ürünü değildir.

Sağlıktır.

Gastronomidir.

Kırsal kalkınmadır.

İhracattır.

Turizmdir.

Kültürdür.

Akdeniz medeniyetinin yaşayan hafızasıdır.

Doğru yönetildiğinde ise bir ülkenin en güçlü yumuşak güç araçlarından biridir.

Bu nedenle İstanbul’da düzenlenen OLIVE ISTANBUL IOC & IOOC 2026 organizasyonunu yalnızca bir kalite yarışması olarak görmedim.

Burada aslında çok daha büyük bir soru tartışılıyor: Türkiye dünya zeytinyağı ekonomisinde gerçekten hak ettiği yerde mi?

Üretimde deviz, markada hâlâ yolun başındayız

Türkiye bugün dünyanın en büyük zeytin ve zeytinyağı üreticilerinden biri.

Son yirmi yılda zeytin ağacı varlığımız yaklaşık 90 milyondan 205 milyonun üzerine çıktı. Bazı yıllarda 400 bin ton seviyesine yaklaşan zeytinyağı üretimimizle İspanya’nın ardından dünyanın en büyük üreticileri arasında yer alıyoruz. Sofralık zeytinde ise küresel liderlerden biriyiz.

Bu rakamlar etkileyici.

Ancak zeytinyağı sektöründe gerçek güç yalnızca üretim miktarıyla ölçülmez. Asıl güç, tüketicinin zihninde oluşturduğunuz algıdır.

İspanya dünyanın en büyük üreticisi.

İtalya dünyanın en büyük hikâye anlatıcısı.

Yunanistan kalite algısını korumayı başardı.

Tunus sessiz ama kararlı biçimde premium segmentte yükseliyor.

Türkiye ise hâlâ çoğu zaman yüksek kaliteli yağı görece düşük katma değerle satan ülke görüntüsünden tam anlamıyla çıkabilmiş değil.

Sorunumuz üretim değil. Sorunumuz markalaşma. Sorunumuz kaliteyi sürdürülebilir biçimde küresel değere dönüştürememek.

Neden İtalya bizden daha fazla kazanıyor?

Bu soru yıllardır aklımı kurcalıyor.

İtalya’nın toplam üretimi birçok yıl Türkiye’nin gerisinde kalabiliyor.

Ancak dünya tüketicisinin gözünde İtalyan zeytinyağı hâlâ premium kaliteyle özdeşleşmiş durumda.

Çünkü İtalya yalnızca yağ satmıyor.

Bir yaşam tarzı satıyor.

Bir kültür satıyor.

Bir mutfak satıyor.

Bir tarih satıyor.

Bir Akdeniz hikâyesi satıyor.

Toskana’nın tepelerini satıyor.

Şeflerini satıyor.

Restoranlarını satıyor.

Şişenin içine yalnızca zeytinyağı koymuyor; bir medeniyet anlatısı yerleştiriyor.

Bugün küresel ekonomide en yüksek katma değeri yaratan şey de tam olarak budur.

Ürünün kendisi değil.

Ürünün temsil ettiği hikâye.

Bu nedenle dünya raflarında bazen aynı kalitedeki bir yağın İtalyan etiketi taşıdığı için daha yüksek fiyatla satıldığını görüyoruz.

Mesele kalite kadar algı yönetimidir.

İstanbul’un yeni iddiası

Bu yıl beşincisi düzenlenen OLIVE ISTANBUL IOC & IOOC tam da bu nedenle önem taşıyor.

Organizasyona 23 ülkeden 421 natürel sızma zeytinyağı katıldı. 304 ürün ödül aldı. Sofralık zeytin kategorisinde ise 7 ülkeden 58 ürün yarıştı.

Bu rakamlar sektörün ne kadar uluslararası bir rekabet alanına dönüştüğünü gösteriyor.

Ancak bence daha önemli olan organizasyonun........

© Forbes Türkiye