menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Deneyimli bir işverenden iş bulmanın 10 altın kuralı

17 0
15.06.2026

Hayatım boyunca hem iş arayan tarafta hem de işe alan tarafta bulundum. Bir başka ifadeyle, kapıyı çalan da oldum, kapıyı açan da.

Üniversite öğrencisiyken üç ayrı işte çalıştım. Mezun olduktan sonra onlarca kuruma başvurdum. Yazılı sınavlara girdim, mülakatlarda ter döktüm, reddedildim, bekledim, yeniden denedim ve sonunda kabul aldım.

Yıllar sonra ise hayat beni masanın öbür tarafına geçirdi.

Meslek hayatım boyunca İş Bankası Teftiş Kurulu’ndan Başbakan danışmanlığına; diplomasiden OECD ve Uluslararası Enerji Ajansı’na; Asya Kalkınma Bankası’ndan British Gas, Invensys ve Genel Energy gibi çok uluslu şirketlere; son yıllarda ise Şişecam, Yaşar Holding, YEO Teknoloji, BGN ve Karpowership gibi Türk şirketlerinde yönetim kurulu üyeliği ve danışmanlık görevlerine uzanan çok farklı kurumlarda çalışma fırsatı buldum. Bugün de Londra merkezli Global Resources Partnership’in yönetim kurulu başkanlığını yürütüyorum.

Kamu yönetimini, diplomasiyi, uluslararası kuruluşları, özel sektörü ve yatırım dünyasını içeriden görme imkânım oldu. Binlerce özgeçmiş okudum, yüzlerce mülakat yaptım ve çok sayıda genç profesyonelin işe alınmasına katkıda bulundum.

Dolayısıyla aşağıdaki satırlar teorik tavsiyeler değil; kırk yılı aşan bir meslek hayatının damıtılmış dersleridir. Sadece gençlere değil, kendisini hâlâ genç hisseden ve kariyerinde yeni bir sayfa açmak isteyen herkese yöneliktir.

Gençlerin asıl sorusu iş değil, gelecek

Son yıllarda bana en sık yöneltilen soru şudur:

“İş bulamıyoruz. Ne yapalım?”

İlk bakışta bu bir istihdam sorusu gibi görünür. Oysa biraz derine indiğinizde bunun aynı zamanda bir adalet, umut ve gelecek sorusu olduğunu anlarsınız.

Bugün üniversiteyi dereceyle bitiren, yabancı dil bilen, yüksek lisans yapan, stajlarını başarıyla tamamlayan binlerce genç aylarca hatta yıllarca iş bulamazken; başka bazı insanların güçlü referanslarla, akrabalık ilişkileriyle veya siyasi yakınlıklarla önemli görevlere geldiğini görüyorlar.

Haklı olarak da şu soruyu soruyorlar:

“Bu ülkede gerçekten liyakat kaldı mı?”

Bu soruya romantik cevap vermeyeceğim.

Doğrudur, Türkiye’de işe alımlarda her zaman liyakat tek belirleyici unsur değildir. Referanslar, sosyal çevre, siyasi aidiyet veya nepotizm zaman zaman etkili olabilmektedir. Dün de vardı, bugün de var ve muhtemelen yarın da tamamen ortadan kalkmayacaktır.

Bunu inkâr etmek gençlere iyilik değil, kötülük olur. Ama bundan daha büyük hata, bütün kariyerinizi bunun üzerine inşa etmektir.

Çünkü o zaman mücadeleyi bırakırsınız.

“Nasıl olsa beni almazlar.”

“Nasıl olsa biri önceden belirlenmiştir.”

“Nasıl olsa torpilim yok.”

İşte gerçek yenilgi tam burada başlar.

Kariyer bir mülakat değil, bir itibar inşasıdır

Hayat bana başka bir gerçek daha öğretti.

Kendisini sürekli geliştiren, öğrenmekten vazgeçmeyen, karakterini koruyan ve doğru strateji kuran insanlar, bugün değilse yarın hak ettikleri yere geliyorlar.

Belki ilk mülakatta değil.

Belki ilk şirkette değil.

Belki ilk yılda değil.

Ama orta ve uzun vadede.

Çünkü kariyer yüz metre koşusu değildir; bir maratondur. Hatta ondan da fazlasıdır: bir itibar inşasıdır.

İlk kilometrede öne geçenler son kilometrede kaybolabilir. Sessiz ama istikrarlı yürüyenler ise yıllar sonra zirvede olabilir.

Bugün size kapıyı kapatan yönetici, yarın sizinle çalışmak isteyebilir. Bugün sizi reddeden kurum, birkaç yıl sonra size çok daha iyi bir görev........

© Forbes Türkiye