menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Veriokrasi Çağında Savaş: Füzeler mi, Fonlar mı?

32 0
23.03.2026

Ortadoğu’da patlayan her büyük savaş, önce kendi ilan edilmiş gerekçeleriyle konuşulur. Nükleer tehdit denir, füze kapasitesi denir, vekil örgütler denir, İsrail’in güvenliği denir, İran’ın bölgesel yayılması denir. Bunların her biri önemlidir. Hatta sahadaki sıcak çatışmayı anlamak için gereklidir. Fakat modern çağın büyük krizlerini yalnızca görünen gerekçeler üzerinden değerlendirmek, çoğu zaman meselenin kabuğunu görüp özünü kaçırmak anlamına gelir.

Bir tarafta İsrail’in güvenlik doktrini adı altında hukuku hiçe saymaktan soykırıma uzanan katil yapısı, diğer tarafta bu alçaklığa destek olan ABD. Her ikisi de kendi gücünü tahkim etmek, kendi alanını genişletmek ve güvenlik anlayışı adı altında zulmü Ortadoğu’ya dayatmak istemektedir. Ancak gerek ABD/ İsrail zulüm hattı, gerekse İran sadece slogan üretir. Sloganlar da sadece propaganda üretir. Dolayısıyla ABD-İsrail’i eleştirirken İran’ı kutsamak ya da İran karşıtlığı adına Batı’nın her hamlesini medeniyet savunması gibi sunmak, analiz değil duygusal hizalanmadır. Oysa bölgede asıl ihtiyaç duyulan şey, ideolojik bloklara körü körüne eklemlenmeden jeopolitiği soğukkanlı biçimde okuyabilmektir.

Bugün İran ile ABD/İsrail hattında yaşanan çatışmayı askeri, ideolojik ya da mezhepsel bir başlık altında değerlendirmek eksikliktir. Çünkü günümüz dünyasında savaşlar artık yalnızca sınırlar, ordular ve füze menzilleri üzerinden yürümüyor. Enerji yolları, ticaret koridorları, finans merkezleri, dijital altyapılar, veri akışları ve risk algısı da artık savaşın asli unsurları haline gelmiş durumda. Kısacası, içinde bulunduğumuz çağda güç sadece tankta, uçakta, füzede, donanmada veya asker sayısında değildir. “Akışları kontrol etme kapasitesi”, güç tanımının ana faktörü olmuştur. 

Bugün yaşanan çatışmayı anlamanın anahtarı da burada yatıyor. Mesele İran’ın nükleer dosyası ya da İsrail’in sözde güvenlik refleksi değildir. Mesele küresel sistemin ağırlık merkezinin nereye kayacağıyla ilgilidir. Daha açık ifade edersek, Londra-New York hattında temsil edilen geleneksel Batı merkezli finansal ve jeopolitik düzen ile Çin-Asya-Körfez ekseninde yükselen yeni ticaret, lojistik, teknoloji ve sermaye hattı arasında tarihsel bir gerilim yaşanmaktadır. Savaş, işte bu daha büyük tablonun Ortadoğu’daki sert yansıması olarak da okunabilir.

Bugün dünya ekonomisi tek merkezli değildir. Gerçi eski dünyanın büyük merkezleri hâlâ güçlüdür. Hukuk, rezerv para, yatırım bankacılığı, sigorta, denetim ve yaptırım mekanizmaları bakımından belirleyici üstünlüklerini sürdürmektedirler. Fakat buna rağmen yeni bir gerçeklik de doğmaktadır. Asya üretimin ağırlık merkezine dönüşmüş, Çin küresel tedarik zincirlerinin ana aktörlerinden biri haline gelmiş, Körfez ise yalnızca petrol ve doğalgaz satıcısı olmaktan çıkarak finans, teknoloji, yatırım ve lojistik merkezi olma yönünde büyük bir atılım başlatmıştır.

Tam da bu yüzden bugün Körfez ülkelerine sadece enerji ihracatçısı ülkeler gibi bakmak büyük hata olur. Dubai, Abu Dabi, Doha ve Riyad gibi merkezler, artık küresel sermayeyi çekmeye çalışan, fintech ve dijital varlık alanında alan açan, vergi avantajı ve düzenleyici esneklik sağlayan yeni odaklar olarak yükselmektedir. Bu yükselişin anlamı yalnızca yeni zenginlik üretimi değildir. Bunun anlamı, aynı zamanda küresel sermayenin coğrafyasının değişmesi, risk haritalarının yeniden çizilmesi ve Batı’nın tarihsel finansal tekelinin sorgulanmaya başlamasıdır.

İşte burada benim 2023’te “Veriokrasi” olarak adlandırdığım........

© Fikir Coğrafyası