menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Solun Kaçtığı Sahaya Giren Adam: Hikmet Kıvılcımlı

8 0
28.04.2026

Göksal Caner Malatya, siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler alanında çalışmalar yürüten bir araştırmacı ve yazar. Yüksek Lisansını Hikmet Kıvılcımlı üzerine yapan Göksal Caner Malatya, İstanbul Üniversitesi'nde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler alanında doktora adayı. Onunla Hikmet Kıvılcımlı üzerine yaptığım söyleşiyi aşağıda ilginize sunuyorum.

Tanımayanlar için kısaca Hikmet Kıvılcımlı kimdir?

Hikmet Kıvılcımlı (1902-1971), Türkiye'nin en özgün Marksist düşünürlerinden biridir. Hikmet Kıvılcımlı, genç yaşlarda sosyalist harekete katılmış ve ömrünün büyük bölümünü cezaevlerinde, sürgünde ve yeraltında geçirmiştir. Kendi deyimiyle "50 yıl Marksizm-Leninizm sancağı altında dövüştüğünü" söyleyen Kıvılcımlı, yalnızca bir eylemci değil, aynı zamanda son derece üretken bir teorisyendir.

Kıvılcımlı'yı bilindik bir sosyalist figürden ayıran şey, ürettiği kuramsal çerçevenin derinliği ve özgünlüğüdür. Marx ve Engels'in antika tarih üzerine bıraktığı eksik ve taslak halindeki birikimi devralan Kıvılcımlı, bunu "Tarih Tezi" adını verdiği kapsamlı bir teoriye dönüştürmüştür. Bu tezde insanlık tarihini iki temel dönemde ele alır: teknik üretici gücünün belirleyici olduğu "Modern Tarih" ve coğrafya, insan ile tarih (gelenek-görenek) üretici güçlerinin baskın olduğu "Antika Tarih." Bu ayrıma dayanan özgün tarih okuması, onu Türkiye'deki solun çok ötesine taşır.

"Dini siyasete alet etmekle" yargılanan ilk ve tek sosyalist olması ise onun ne denli cesur ve farklı bir devrimci olduğunun simgesidir. Tüm bu özellikler Kıvılcımlı'yı yalnızca Türkiye değil, dünya ölçeğinde de ilgi çekici ve incelenmeye değer bir figür haline getirmektedir.

Kıvılcımlı'yı "anlamak" noktasında, onun İslam'ı sistematik ve maddeci bir şekilde analiz eden ilk ve tek sosyalist olması, onu "geleneksel" Marksizm’den ne ölçüde ayırır?

Bu soruyu yanıtlamak için önce "geleneksel Marksizm"in dine nasıl yaklaştığını netleştirmek gerekir. Türkiye'deki sosyalist gelenekte —ve büyük ölçüde dünya genelinde de— Marksist çevrelerin dine ilişkin tutumu ağırlıklı olarak iki eksende şekillenmiştir: ya dini sınıf bilincinin önünde bir engel olarak görmek ya da onu iktidar bloğunun ideolojik bir aleti olarak tanımlamak. Her iki durumda da din, özsel olarak "gerici" bir kategori sayılmış; üstesinden gelinmesi ya da aşılması gereken bir şey olarak konumlandırılmıştır.

Kıvılcımlı tam bu da noktada köklü bir kırılma yaratır. O, dini yalnızca bir üstyapı unsuru ya da sınıf tahakkümünün aracı olarak değil, içinde doğduğu toplumun maddi üretim koşullarını, tarihsel çelişkilerini ve sınıfsal mücadelelerini barındıran canlı bir toplumsal kayıt olarak okur. Bunu yaparken dini "anlamaya" çalışır. Bu anlamaya çalışma dini reddetmek ya da aşmak için değil, içindeki tarihsel gerçekliği ortaya çıkarmak içindir.

Bu yaklaşım onu geleneksel Marksizm’den üç temel açıdan ayırır. Birincisi, yöntemsel özgünlüktür: Kıvılcımlı diyalektik materyalizmi yalnızca ekonomik ilişkilere değil, dinî söylem ve pratiklere de uygular. İkincisi, içerik özgünlüğüdür: İslam'ı yalnızca bir üstyapı unsuru olarak değil, Yukarı Barbarlık konağından medeniyete geçişin hem ürünü hem de taşıyıcısı olarak ele alır. Üçüncüsü ise siyasi cesarettir: Türkiye'deki sol, İslam'ı büyük ölçüde "düşman saha" olarak gördüğü bir dönemde Kıvılcımlı, bu sahada derinlemesine düşünmeyi göze alır.

Kıvılcımlı’nın yaklaşımı Marksizm'den bir kopuş değildir. Çünkü kendisinin de belirttiği üzere Marx ve Engels'in din üzerine söylediklerinde ve özellikle antika tarih ve İslam meselesine dair yazdıklarında ciddi boşluklar mevcuttu. Kıvılcımlı bu boşlukları Marksist yöntemle, Marksist kavramlarla, ama Marksist gelenekte daha önce gidilmemiş bir yola girerek doldurmaya çalıştı. Bu, bir kopuş değil, bir derinleşmedir.

Kıvılcımlı'nın din analizini klasik Marksist "din halkın afyonudur" önermesinin bir ötesine taşıdığını görüyoruz. Onun için din ne anlam ifade eder?

"Din halkın afyonudur" ifadesinin bağlamını doğru anlamak gerekir. Marx bu cümleyi dini sadece bir afyon olarak değil, aynı zamanda hayattaki gerçek acılara karşı bir protesto olarak da tanımladığı daha kapsamlı bir pasajın içinde kullanır. Ne var ki Türkiye'deki sol hareket, bu bütünlüklü okumayı büyük ölçüde görmezden gelmiş ve yalnızca "afyon" metaforuyla yetinmiştir.

Kıvılcımlı ise dini çok daha zengin bir içerikle kavrar. Ona göre din, en genel tanımıyla "toplumcul bir olay"dır. Toplum dini, din de toplumu etkiler. Daha özgül anlamda ise din, insanların kişiler üstü güçlerin etkilerini yorumlayarak kendilerine ve toplumlarına uygulanan teorik bir dünya görüşü ile pratik bir evren düzenidir.

Kıvılcımlı'nın din anlayışının merkezinde "tarihsel determinizm" kavramı yer alır. İnsanlar, üretim ve üreyim ihtiyaçlarını karşılamak için hem doğayı hem de toplumu anlamak zorundadır. Bu anlama çabası, binlerce yıl boyunca birikmiş ve belirli yorumlama pratikleri doğurmuştur. İşte bu birikimin —yani "tarihin gidiş kanunları"nın— bilince tam çıkarılamadığı ve bilinçaltına bastırıldığı dönemlerde, bu bastırılmış bilginin kendine ifade alanı açtığı yer dindir.

Yani din, Kıvılcımlı'ya göre yanlış bir bilinç değildir, aksine henüz bilimsel dile dönüştürülememiş bir bilginin sembolik dilidir. Bu çerçevede Kıvılcımlı dinin şu boyutlarını öne çıkarır: İlk olarak, totemizm ve çok tanrıcılıktan tek tanrıcılığa uzanan süreç, yalnızca dinsel değil, aynı zamanda insan düşüncesinin maddi koşullarla gelişiminin bir göstergesidir. İkincisi, her peygamber kendi çağının tarihsel determinizminin yüksek sesli sözcüsü ve toplumunu barbarın komünal kökleriyle medeni dünyanın gerçekliğini sentezlemeye çalışan bir........

© Fikir Coğrafyası