Dünden Bugüne İslami Hareketin Dönüşüm Serüveni
HK: Siz gençliğinizden (hatta çocukluğunuzdan) itibaren Türkiye’deki İslami hareketlerin her aşamasına şahitlik ettiniz. Gençliğinizdeki "İslami Hareket" tasavvuru ile bugünkü kurumsallaşmış yapı arasındaki devasa uçurumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Dilipak: İşin içine siyaset girene kadar, biz herkesi Allaha, resulüne, kitaba çağırıyorduk. İki sloganımız vardı: “Kör dünyanın göbeğine hak yol islam yazacağız”. Öteki de “Ne sağdayız ne olsa, Hak yoldayız Hak yolda”. Arklar, dereler ve nehirlerle buluşup aynı denize akıyordu. Politik ve sivil kurumlaşma başlayınca bu ırmaklara barajlar kurdular. Artık kendi aralarında Hak dava için yarışmak değil, birbiri ile rekabet eder hale geldiler. Başkalarını camiye çağırmak yerine cami cemaatını kendi parti, tarikat ve cemaat dedikleri yapılara çağırmaya başladılar. Bugün hepsinin okulu var, medyası var, insani yardım örgütü, turizm şirketi var. Çocuklarının ötekilerin okuluna gitmesini istemiyor. Kur’an kursları bile ayrı, herkesin ayrı gazete, dergi, yayınevi, radyosu televizyonu var. Ötekilerinkini okusun, dinlesin istemiyorlar. Hac ve umreye başka hocalarla gitsin istemiyorlar. Zekatlarını kendileri toplayıp, insani yardımları kendi vakıfları üzerinden dağıtıyorlar. Partilerle pazarlık yapıyorlar. Kendi şirketleri var, kendi ürünlerini tüketiyorlar.
Zaten İslam dünyası, Arab İslamı, Fars İslamı, Türk İslamı diye bölünmüş. Biri Selefi/Vehhabi, ötekisi Şii/Caferi/Nusayri, bizimkiler ehl-i sünnet velcemaat / sufi.. Hiç biri ötekini hak yolda kabul etmez. Oysa İslam'ın bütün olarak uygulandığı ilk dönem dört halife dönemi, selefi dönemdir. Vahiy tamamlandı ve Resulullah (sav) aramızdan ayrıldı ve İslam bir bütün olarak 4 Halife dönemine yaşanmaya başlandı. Hz. Ali döneminin sonunda Kerbela olayı yaşandı. Biz bütün Müslümanlar, Hz. Ali’den ve ehlibeyt’ten yanayız. Her Müslüman bu anlamda Şia yani Hz. Aliden yana taraftır. Ehl-i sünnet vel cemaat olmayan biri Müslüman olabilir mi? Bunlar fırka, hizib, mezheb olmaz, üçü birlikte İslam'ın bütününü oluşturur. Sünneti esas alıp İslamı cemaat olarak kabul eden bir topluluk, kendini ötekilerden ayırmaz. Her toplulukta sapmalar var ve maalesef bu gün İslam ümmeti bölünmüştür. Aynı Allah'a, Resulüne ve kitaba iman edenler kardeştir. Onlar tek bir millet, tek bir ümmet, tek bir cemaattır. Kim ki, bir ikincisinden söz ediyorsa, onlar kendilerine ya yeni bir ilah, ya yeni bir kitap ya da yeni bir resul bulmuşlardır. Biz Müslümanlardanız ve Müslümanlar kardeştir.
HK: O yıllarda Akıncılar ve MSP çatısı altında sokağa çıkan, dergi çıkaran o gençliğin 'dünya tasavvuru' neydi? O günkü heyecan ve aksiyonun günümüzdeki yansımaları nelerdir?
Dilipak: Asıl heyecan verici dönem Milli Nizam dönemi. Herkes kendisi bir şey yapmak istiyordu. Bir yerlerden talimat ya da destek beklemeden, herkes bulunduğu yerden kendi imkanları ile bir araya gelip bir şeyler yapmaya çalışıyordu. Kaybedecek fazla bir şeyimiz yoktu. Bir yandan okuyor, öte yandan anlatıyorduk. Kendi aramızda okuma gruplarımız vardı.
O gün pek az şeyimiz vardı, Allah'ın rahmet ve bereketi ile çok şey yapıyorduk, bu gün çok şeyimiz var ama bereketi yok, fazla bir şey yapamıyoruz. Dünyevi tekasürlerle oyalanıyoruz.
HK: O yıllardaki Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) ve Akıncılar hareketi içindeki o 'devrimci' ruhu bugünle kıyasladığınızda, İslamcılık düşüncesi neyi kazandı, neyi feda etti?
Dilipak: MTTB sine grubunu oluşturduğumuzda 9 kişiydik, hepsi Üniversite öğrencisiydi. Dergi çıkartıyorduk. Yayınevi kurduk. “Akın Grub” adını verdik kendimize. Benim kod adım “Tarık Behlül”dü. Tarık, Endülüs’teki gemilerin yakılmasını emrini veren komutanı, Behlül, Harun-u Reşid’in sarayında dünya umuru olmaya saf iyiliği ve dürüstlüğü temsil ediyordu. Kurduğum yayınevinin adı Fetih Yayınevi idi. Çıkarttığımız gazete, milli ve yeni bir devre işaret eden, “Yeni Devir”di. İlk kez aylık bir sanat dergisi çıkarttık, adı “Yeni Sanat”. Edebiyat dergisi vardı da, sanat dergisi yoktu. Yedi sanat dalında haber, yorum, eleştiriler yayınlıyorduk. Sol’un “Ulusal Sineması” vardı, biz de “Milli Sinema” tartışması başlattık.
HK: Geçmişte daha çok anti-kapitalist ve anti-emperyalist bir tonda olan İslami söylem, bugün küresel sermaye ile nasıl bir ilişki içine girdi?
Dilipak-Artık bizim de “Yeşil Kapitalist”lerimiz var. Hızımızı alamadık “Yeşil Kemalist”lerimiz, “Yeşil Feminist”lerimiz de var. O ilk dönemde Tekin Erer bizi “Yeşil Komunist” olarak suçluyordu. Aslında sosyalizmi de eleştiriyorduk ama, kapitalizmi de, faşizmi de eleştiriyorduk. “Ne sağdayız ne solda, Hak yoldayız hak yolda” dediğimiz için sağı reddetmemiz geleneksel çevrelerde tepkiye sebep oluyordu. Çünkü aktüel gerçeklik “muhafazakar ve sağcı” olmamızı gerektiriyordu. Demirel bu tabandan oy devşiriyordu.
Soğuk savaş döneminde bizden bir çok........
