Şeytanın Son Akşam Yemeği
Vatikan ve Uffizi müzelerindeki eserleri, bu mekânları gezmeyen birine gösterseniz, eser ve mekân arasında çapraz bir eşleştirme yapar muhtemelen. Rönesans’ın doğum yeri olan Floransa’daki Uffizi müzesi, içeriği itibariyle Vatikan’a taş çıkartan bir dinsellik ile yüklüdür.
Rönesans’ın en büyük gizemi, insanı kilisenin tekelinden kurtarırken, kiliseyi insanın tekeline almasıdır. Rönesans’tan yaklaşık bin yıl önce Roma, Hristiyanlığın Roma’yı yönetmesindense, Roma’nın Hristiyanlığı yönetme arzusuyla muhteşem bir tasarım ortaya çıkardı. Constantin henüz vaftiz olmadan İznik Konsili’nde kiliseleri kontrol altına alacak bir sürece imza attı. Böylece Roma devlet aklı Hristiyanlık ve kiliseyi kendileştirdi.
Roma, Hristiyanlığın muhtemel potansiyeli karşısında onu düşman olarak görmek yerine dost olarak himaye etmeyi tercih etmişti. Bu amaçla kendi Pagan dinlerini tereddüt etmeden yasakladı. Yer altına inen Paganlar, Roma’nın bilgisi ve gözetiminde, siyasette, askeriyede ve kilisenin içinde her daim çok büyük bir güç olmayı başardı.
14. yüzyılda Medici ailesi Floransa’da Rönesans’ın yeşermesine katkı sağlarken, Roma’nın kendisine verdiği mirasın ziyadesiyle farkındaydı. Rönesans zihniyet olarak kiliseye baş kaldırmış olsa da Hristiyanlığı hiçbir zaman düşman olarak görmedi. Bilakis onun koruyucusu ve kollayıcısı oldu. Bu nedenle Medici ailesinden üç tane Papa (X. Leo, VII. Clement, XI. Leo) yetişti. (Son seçilen Papa’nın da Leo adını aldığını hatırlatmak isterim. Neo Rönesans da XIV. Leo ile şekillenecek.)
Paganizm Roma’da yasaklansa da devlet aklı olarak varlığını her daim korudu. Devletin her kademesinde ve hatta Kilise (Vatikan) içindeki varlığı kesintisizce devam etti. Yeniden doğan insanları yaş farkı gözetmeksizin çırılçıplak sergileyen Rönesans’ın heykel ve resimleri, Yaratıcı akla baş kaldırırken, insanın muhteşem yaratılmışlığını sergilemekle ona duyduğu saygıyı da ifade etmekten çekinmedi. Davut heykeli sivil itaatsizliğin mi, yoksa Tanrının yaratıcı kudretinin mi sembolüydü? Rönesans’ın asıl başarısı bu muhteşem dengeyi yönetebilmiş olmasında yatar.
Pagan aklı Roma’dan bu yana Şeytani iradeyi yönetebilmekle övündü. Paganizm hiçbir zaman Vatikan’ın varlığını tehdit olarak görmedi. Bilakis onun sayesinde sadece ulusal değil aynı zamanda uluslararası alanda çok büyük bir güç kazandı.
Rönesans’ın üstün insanı, gücünü sömürgecilikle bütün dünyaya anlatmaya başladığında, uluslararası sistemde yeni bir düzen ortaya çıktı. İznik Konsili’nden yaklaşık bin yıl sonra Pagan aklı kilisenin yönetilebilirliği konusunda yeni bir metodoloji ortaya koymuş oldu. Sömürgeci, bir elinde İncil diğer elinde kılıçla bütün dünyayı kutsadı.
Batı medeniyeti bu süreçte felsefi alt yapısını net bir şekilde tanımlamaya başladı. Düşüncelerin cirit attığı bu dönemde ayağınızı sallasanız muhtemelen bir........
