Özgür hekim, özgür toplum
Hekimliğin mesleki özerkliği zaman zaman yalnızca hekimlerin çalışma koşullarına ait teknik bir mesele gibi ele alınıyor. Oysa bu konu doğrudan toplumun sağlık hakkını, hakikate erişimini ve kamusal vicdanın geleceğini ilgilendirir. Çünkü hekimlik yalnızca hastalık tedavi eden bir uzmanlık değildir; aynı zamanda insanın kırılganlığına tanıklık eden etik bir pratiktir.
Bir hekim özgürce konuşamadığında yalnızca bir meslek baskı altına girmez. Toplum da kendi sağlık gerçekliğini görme kapasitesini kaybetmeye başlar. Pandemi döneminde bunu açık biçimde yaşadık: Hekimler kimi zaman “kapasite yeterli” demeye zorlanırken, yoğun bakım koridorlarında başka bir gerçekle karşılaşıyordu. Tam da bu nedenle sağlık alanındaki özerklik, yalnızca meslek mensuplarının ayrıcalığı değil; toplumun doğru bilgiye ulaşma hakkıdır.
Bugün benzer bir sorun gözaltı birimlerinde, cezaevlerinde ve sağlık hizmetinin güvenlikçi bir dille yeniden düzenlendiği alanlarda da yaşanıyor. Gözaltı giriş çıkış muayenenin kimi kentlerde emniyet binasında yapılması yalnızca fiziksel bir ayrıntı değildir; baskıdan arınmış tıbbi değerlendirmenin zedelenmesidir. Ağır hasta mahpusların, tıbbi........
