Halk TV neden susturuldu? Biz ne yapabiliriz?
Halk TV gibi yüksek oranda izlenen, iktidarı eleştiren yayınlarıyla bilinen bir yayın kuruluşuna yapılan polis baskını, ardından gelen gözaltılar ve sonrasında iktidar yanlısı Yeni Şafak gazetesi yazarının kayyım olarak atanması, Erdoğan rejiminin baskı politikalarında yeni bir aşamaya geçildiğini gösteriyor. Operasyonun Halk TV Yönetim Kurulu Başkanı Cafer Mahiroğlu hakkında yürütülen “rüşvet”, “İhaleye fesat karıştırma” ve “Suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama” gibi iddialara dayandırılması sürecin gidişatına ilişkin fikir veriyor.
Şafak baskınının Ekrem İmamoğlu’nun daha önce yaptırılmayan savunmasına başladığı güne denk getirilmesi de verilen mesajın bir diğer önemli boyutunu oluşturuyor.
İfade özgürlüğünü kısıtlama girişimleri ne yeni ne de sadece Türkiye’ye özgü
Türkiye’de iktidar yanlısı olmayan medya yoğun bir kuşatma altında. 2016’daki darbe girişimine kadar iktidarın medyaya ilgisi, kamu kaynaklarından aktarılan birikimle oluşturulan havuzlar, reklam gelirleri ve teşviklerle bağımlı bir medya manzarası oluşturmakla sınırlıydı. Bu dönemde temel öncelik, batan ya da batırılmış medyayı ele geçirmekle, hak ihlallerine ilişkin haberlerin yayımlanmamasını ve Erdoğan’a zor sorular sorulmamasını sağlamakla sınırlıydı. Aynı dönemde Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), rahatsız olunan yayınlar için para cezaları, çok rahatsız olunduğunda ise yayın durdurma cezaları uyguluyordu.
Darbe girişiminden sonra, ardı ardına gelen yayın durdurmalar, gözaltılar, kayyım atamaları ve ‘çökme’ler birbirini izledi. Seferber edilen kamu otoritesi ve kolluk kuvvetleri eliyle medya ortamında korku iklimi egemen kılındı. Bu dönemin bir diğer özelliği nefret dilindeki yükseliş oldu. Bindirilmiş gazeteciler aracılığıyla medyanın kutuplaştırıcı işlevi artırılarak, özellikle Ak Parti’ye oy veren kesimin algısı kontrol altında tutulmaya çalışıldı.
Kontrol altındaki medya, Erdoğan rejiminin yargı kurumlarının yanı başındaki kritik konumuna bu dönemde yerleşti. Kamera önünde konuşanın ya da gazetede yayımlanacak yazısı için klavye başında oturanın yaşadığı tedirginlik, Türkiye’deki medya atmosferinin en belirgin özelliği haline geldi. Bunlar olurken görevlendirilmiş “gazeteci” ve “uzmanlar”la, trol mangaları boşaltılan alanlara hızla yerleşti.
Erdoğan rejiminin medyaya yönelik........
