menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Jeopolitik rekabete emeğin gözünden bakmak

55 0
10.05.2026

Geçen hafta 1 Mayıs’ın ardından Türkiye’de emeğin güncel durumuna bakmıştım. Ücretlerin hayat pahalılığı karşısında erimesi, geniş tanımlı işsizliğin büyümesi ve istihdamın düşük ücretli, güvencesiz alanlara kayması Türkiye’de emek rejiminin temel görünümünü oluşturuyor. Bu hafta aynı meseleye daha geniş bir açıdan bakmak istiyorum. Sorumuz şu: Uluslararası siyasette ve ekonomide artan jeopolitik rekabet, emeğin koşullarını nasıl etkiliyor?

Bu yıl başında gerçekleşen Dünya Ekonomik Forumunda açıklanan 2026 küresel riskler raporu, bu soru açısından ilginç bir belge olarak görülebilir. Rapora göre önümüzdeki iki yılın en büyük küresel riski jeoekonomik çatışma. Yani ticaretin, finansın, teknolojinin, yaptırımların ve tedarik zincirlerinin devletler arası rekabetin araçları haline gelmesi. Aynı raporda ekonomik durgunluk, enflasyon, borç sorunları, eşitsizlik ve toplumsal kutuplaşma da yükselen riskler arasında sayılıyor.

Bu tespit önemli. Çünkü sermayenin küresel forumlarında bile artık “istikrarlı küreselleşme”, “serbest ticaret” ve “kurallara dayalı düzen” gibi eski ifadelerin yerini belirsizlik, çatışma ve parçalanma almış durumda. Ancak bu dilde kriz çoğu zaman sınıfsız bir olgu gibi anlatılıyor.

Oysa jeopolitik rekabete emeğin gözünden bakıldığında tablo değişir. “Tedarik zinciri riski” denilen şey, işçiler açısından işsiz kalma ihtimalidir. “Enflasyonist baskı” ücretlerin erimesidir. “Mali disiplin” kamu harcamalarının kısılması, sosyal hakların budanması ve emekçilerin daha düşük yaşam standardına razı edilmesidir.

Son kırk yılda sermayenin uluslararasılaşması, üretimin çeşitli aşamalarının parçalanarak dünya geneline yayılmasına, ucuz emek havzalarının küresel üretime daha fazla eklemlenmesine ve tedarik zincirlerinin uzamasına dayanıyordu. Bu model, merkez ülkelerde sermayenin kârlılığını artırırken, çevre ve yarı çevre ülkelerde ihracata bağımlı, ithal girdiye dayalı ve dış finansmana duyarlı büyüme modelleri yarattı.

Şimdi bu model değişiyor. Ancak bu değişim daha eşitlikçi ya da adil bir dünya ekonomisine geçiş anlamına gelmiyor. Aksine, devletler arası jeopolitik rekabetin arttığı ve sermaye gruplarının daha saldırgan biçimde yeniden konumlandığı bir dönem açılıyor. Gümrük........

© Evrensel