Alican’ın çocuklarının gözyaşları ve ‘fakirden alınıp, zengine sunulan hastaneler’!
En hassas olduğumuz konulardan biridir çocuklarımız. Gözümüzden sakınır, onlara bir şey olmasın diye her türlü fedakârlığı yaparız.
Günlerdir Alican Uludağ’ın, çocuklarının gözyaşları arasında nasıl apar topar, üstelik her çağrıldığında gidip ifade verebilen bir gazetecinin, “yakalanarak” götürülmesini konuşuyoruz. Bırakın Ankara’nın, yargının en iyi gazetecilerinden biri olmasını, bir baba olarak, çocuklarının gözyaşları Alican’ın aklından çıkmış mıdır? Neler hissetmiş, nasıl geçirmiştir o anları…
Alican’ı tanıyan tüm gazeteciler, siyasetçiler, okurlar da bilir ki, o yalan haber, dezenformasyon yapmaz, haberlerinde, paylaşımlarında kimseye hakaret etmez. O halde niye apar topar, üstelik gelip evinden aldıkları halde “Yakalandı” diye götürdüler?
Çünkü O, “saray” adı verilen o koca koca binalarda, adliyelerde neler döndüğünü, hangi davanın hangi düzmecelerle açıldığını yazdı, yazmaya da devam ediyordu. Ne sürekli gelen tehditler, ne hakkında açılan soruşturmalar O’nu gerçekleri yazmaktan alıkoymuştu. Alican özelinde tutuklanan; özgürlüğü, çocuklarının gözyaşları arasında elinden alınan tüm gazetecilerdi, toplumdu, gerçekleri öğrenmenin ısrarla peşinde olanlardı. Bütün bu kesimlere gözdağı içindi Alican’ın tutuklanması…
Bu “operasyon” Alican’ı da gerçeklerde ısrar eden gazetecileri de yıldırmayacak elbette. Nitekim ilk görüşmesinin mesajı da “Alican dik duruyor, gazetecilikte ısrar ediyor” olmuştu. Şunu biliyoruz ki, Alican çıkacak yine her ne pahasına olursa olsun gerçekleri yazmaya devam edecek…
Bir zamanlar bu ülkede işçilerin primleriyle kurulan SSK hastaneleri vardı, ilaçlarını kendisi üreten, işçilerin gittiğinde “Benim hastanem” diyebildiği hastaneler… Önce Sağlık Bakanlığına devredildi, daha önceki yazımda da bahsettiğim gibi sonra da birer birer kapatıldı. AKP’nin ilk Sağlık Bakanlarından Recep Akdağ, “Bizden önce mıntıka temizliği bitti, şimdi biz yapılması gerekenleri yapacağız…” demişti. AKP, Erdoğan iktidarı o zamandan bu yana gerekenleri yaptı, yapıyor. İşçilerin primleri ile kurulan hastaneler, ürettiği aşılarla ülkede salgınların önünü alan, üstelik Çin’e bile aşı satan Hıfzıssıhha Enstitüsü, Anadolu’dan gelen bütün hastalara derman olan yüz yıllık Numune Hastanesi gibi sadece Ankara’da 13 hastane ya kapatıldı ya sağlık hizmeti sunumu engellendi.
Hekimlerin ifadesi ile sağlık öylesine dönüştürüldü ki, artık “Hastalar müşteri, hastaneler işletme, hekimler de yapması gereken bir işlem sayısına, yani öngörülen hasta sayısına ulaşmaya çalışan birer birey”e dönüştürüldü. Hekimler diyor ki, “SSK Hastanelerinin Sağlık Bakanlığına devri bir sistemin başlangıcı imiş…” Şimdi devasa betonların arasında kaybolan hastalar, hatta doktorlar, hemşireler, sağlık emekçileri ile yürütülen bir ‘sağlık’ sistemi…
Sabah hastaneye gelip, sadece kendi kliniğine ulaşmak için bile 20 bin adım atmak zorunda kalan hekim… Başka bir hekimin, “9 bin kilometre yol yürüdüm” dediği devasa binalar. AVM’leri, lüks mağazaları, restoranları ile öne çıkan, sağlık yerine sağlıksızlık üreten devasa binalar…
Başlıkta verdiğim, “Alican’ın çocuklarının gözyaşları ve ‘fakirden alınıp, zengine sunulan hastaneler’!” ne alaka diyeceksiniz belki. Ama yargıda ne oluyor ise başka boyutu ile sağlıkta yaşandı, halen yaşanıyor. Sami Ulus Çocuk Hastanesinin önünde Hastanemi Açın Platformunun (HAP) açıklamasına, kucaklarında ekmek, alışveriş poşetleri ile gelen semt halkının ifadesiydi bu… Kadınlar, “Hastanemizi kapatmayın” derken, gerekçesini de sıraladılar, “Yol parası vermeden geliyoruz, uzak hastanelere nasıl gidelim, yol parasını nereden bulalım” ve eklediler, “Fakirin hastanesini alıp, zengine götürüyorlar.”
İçerisinde benim de yer aldığım Hastanemi Açın Platformu (HAP) Ankara Tabip Odası ve diğer odaların da desteği ile bir belgesel hazırlandı. Yönetmen Alper Şen’in çok yoğun emek verdiği, hekimi, hemşiresi, sağlık emekçisi, gazetecisi, hastası ile 32’si kadın 65 kişi ile görüşülerek hazırlanan devasa bir emek… Betonlar Arasında Ankara Hastaneleri…
Tıpkı “saray” adı verilen adliyeler gibi devasa blokların yer aldığı Şehir Hastaneleri… Belgeselde denildiği gibi “Devasa inşaatlar, kentin bitmeyen bir şantiye alanına dönüştürülmesi…” Ve bu arada “Aklı ile bedeni ile sağlıklı kalmaya çalışan insanların hikâyesi…” Betonların arasında kaybolmadan, “Başka bir sağlık sistemi mümkün” mesajı veren bir belgesel…
Belgeselin, bugün saat 15.00’da MMO Eğitim ve Kültür Merkezinde (Selanik Caddesi No: 76) ilk gösterimi yapılacak. Sonrasında yönetmen ve yapım ekibi ile forum da yer alıyor. İzlenmesi dileğiyle…
