Naza ya da ‘soykırım nasıl normalleşir?’
Yuval Abraham ve Rachel Szor aslında gazeteci. Daha önce ortak yönetmen olarak yer aldıkları “No Other Land” filmiyle isimleri dünya çapında tanınır hale geldi. Bu iki ismin yönettiği ve cuma günü vizyona giren “Naza” belgeselinden bahsetmeden önce bu bilgiyi vermek önemli çünkü, film iyi bir gazetecilik örneği aynı zamanda. Başka bir tartışmanın konusu olmakla birlikte, son yirmi yılda ana akım medyanın zayıflaması, belgesel sinemaya aynı zamanda ‘dosya haber’ alanına girme sorumluluğu da yüklemiş görünüyor. Türkiye özelinde Kürt illerinde yaşananların belgeseller yoluyla anlatıldığı örnekler hayli fazla.
Filmekimi’nde izleme fırsatı bulduğumuz “Naza”, Venedik Film Festivali’nde 25 dakika ayakta alkışlanınca ilgi odağı oldu. Film, 7 Ekim saldırılarının ardından İsrail’in Gazze’ye yönelik yıkım ve soykırım faaliyetinde görev almış askerlerin itiraflarından oluşuyor. Hayatlarında Twitter’dan ona buna ahlaki üstünlük taslamak dışında risk almamış kimi kalemşorların yönetmenlere dair ahkamlarını (Bizde de sayıları az değil) ciddiye alanlar varsa tek bir şey söyleyelim, Abraham ve Szor’un yaptıkları şey dümdüz “vatan hainliği”! Bu da İsrail gibi bir devlete karşı yapıldığı için çok riskli ama bir o kadar da onurlu bir davranış demek zaten! Aldığı tek risk X hesabının kapatılma ihtimali olan sosyal medya kalemşorları için, slogan bir cümle ile bitirelim bu faslı; risk budur!
Film adını İsrail ordusunun kullandığı “Nezek Agavi” sözünün kısaltmasından alıyor. “Naza”, bir hava saldırısında öngörülen sivil kayıpları ifade ediyor. “Naza”yı iki türlü ele almak gerekiyor. İlki herkesin bildiği, ikincisi herkese gösterdiği şeyler açısından. Aslında film, dünya kamuoyunda Gazze’de yürütülen yıkım ve soykırımda yaşananların dehşetine dair yeni bir bilgi vermiyor. Yönetmenlerin ödül töreninde belirtikleri gibi dehşetin boyutları 200’ü aşkın kayıp veren Filistinli gazeteciler tarafından her gün dünyaya duyuruldu zaten. Yani dünya kamuoyu yaşananları........
