Yapısal şiddetin anatomisi
Yine bir okul saldırısı. Yine bir kadın cinayeti. Yine “Gerekli inceleme başlatıldı” cümlesi. Haberler değişiyor gibi görünüyor ama aslında aynı hikayeyi tekrar tekrar izliyoruz. Her seferinde faili konuşuyoruz, motivasyonu tartışıyoruz, birkaç gün öfkelenip sonra unutuyoruz. Oysa asıl soruyu sormuyoruz: Bu şiddet neden bu kadar sürekli?
Bu sorunun cevabı, tek tek bireylerin öfkesinde ya da “psikolojik sorunlarında” değil. Daha derinde, görünmeyen ama etkisi çok somut olan bir yerde: Yapısal şiddette.
Johan Galtung’ın tanımladığı anlamıyla yapısal şiddet, insanların hayatını doğrudan hedef almayan ama onları sistematik olarak zarar görebilir hale getiren düzeneklerdir. Yani ortada bir bıçak ya da silah olmayabilir; ama eşitsizlikler, güvencesizlik, cezasızlık ve ihmal, en az fiziksel şiddet kadar yıkıcı sonuçlar üretir. Bugün yaşadığımız tablo tam da budur. Okullarda yaşanan saldırılar, kadınların sistematik olarak öldürülmesi ve ardından gelen etkisiz soruşturmalar, birbirinden kopuk olaylar değil. Bunlar aynı yapının farklı yüzleri.
Giderek derinleşen güvencesizlik, insanların hayatını sürekli bir belirsizlik içine itiyor. İşsizlik korkusu, gelecek kaygısı, sosyal devletin geri çekilmesi… Bütün bunlar bireyleri yalnızlaştırıyor, kırılganlaştırıyor ve öfkeyi içe ya da dışa yöneltecek bir zemin yaratıyor. Bu sadece bireysel bir mesele........
