menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Büyük birader

33 0
10.09.2026

Bundan elli küsur yıl önce, genç bir öğrenciyken George Orwell’in Hayvan Çiftliği’ni derste okuma şansına erişmiştim. Ardından okuduğum 1984, gözetim toplumunun dehşeti üzerine düşünmemi sağlamıştı. Bugün geldiğimiz yerde ise kamu otoritesiyle medya, insanın mahrem alanını birlikte didik didik ediyor; ölüm bile bu müdahalenin sınırı olamıyor, Orwell’in kâbusunu gündelik hayatın sıradan bir parçasına dönüştürüyor.

Sevilen, saygı duyulan bir oyuncunun, Serhat Kılıç’ın ardından yaşadıklarımızla başlayabiliriz. Bir insan öldüğünde evi neredeyse “delil sergisine” çevriliyor; ama ne deliller, evindeki gündelik nesneler görüntüleniyor. Fotoğraftaki gazoz şişelerinin dahi alkol şişesi izlenimi yaratacak biçimde sunulması, doğrulanmış bilgiyle ima arasındaki sınırın nasıl silindiğini gösteriyor, sigara kâğıdına suç çağrışımları yükleniyor. Üstelik ölüm nedeni kesinleşmeden, kişi kendisini savunamayacak durumdayken bir çeşit ölüm sonrası karakter yargılaması yapılıyor. Son güvenlik kamerası görüntülerinin “son anlar” başlığıyla dolaşıma sokulması hepimizin aklına haber değeri nerede biter, teşhir nerede başlar diye sorular üşüştürüyor.

Gençliğimizin yerli filmlerinde her bahtsız olayın ardından kurulan o cümleyi unutmak ne mümkün... “İçkinin tesiriyle!” ve bunu izleyen bir iç çekiş gençlik yıllarımızın gülünesi taklidiydi. O günlerin melodramlarında içki bütün........

© Evrensel