Diren Ekizköylü!..
Aslında sizlere bunlara anlatmaya hiç niyetim yoktu ama dün eski bir tanışın ziyaretime gelmesi inadımı kırdı. Yok, öyle uzun uzun dil dökmedi. Konuşmam için beni ikna etmeye çalışmadı. Onun çabası, emeğine saygım, iki çift sözü yeniden can yürüttü dallarıma.
Üç gündür yağan yağmur nedeniyle dizlere kadar çıkan çamura aldırmadan, ağır sırt çantaları ile o yokuşu tepip yanıma gelen, artık canı çekilmek üzere olan dallarıma dokunup, gözleriyle yapraklarımı okşayan bu adamla nereden tanış olduğumu anlatayım kısaca.
Üç yıl kadar önce, sıcaktan her yanımın mayıştığı, tanelerimin buruştuğu, tepemde zebella gibi dikilen karaçamın bile iğne yapraklarını mısır püskülleri gibi iki yana salkım saçak saldığı bir gün, ormanın içindeki toprak yoldan nefes nefese gelip, gölgeme yaslanıp bir iki dakika soluklandı. Bugünkü gibi yürüdükçe gövdesini sola büken bir sırt çantası vardı omzunda, boynunda da ağır bir fotoğraf makinesi taşıyordu. Makine kayışı boynunda kırmızı bir iz yapmıştı. 40 dereceyi aşıyordu sıcaklık. Domur domur damlalar peydahlanmıştı alnında, yüzü ışıl ışıldı terden.
Yanımda birkaç dakika soluklandı. Sırt çantasını kalın bir dalıma asıp, dibimdeki her nasılsa hâlâ yeşilliğini koruyabilmiş otların üzerine oturdu. Sırtını gövdeme yasladı, başını budama boğumumun çıkıntısına dayadı. Gözlerini kapattı bir iki dakika kadar. Elini anlına götürüp gözüne giren terleri silmese inanın uyudu sanmıştım. Solukları yavaş yavaş düzelirken, sakinledi biraz ama sıcak da dayanılır gibi değildi.
Ağustos böceklerinin bitmek bilmez şamatasından başka tek ses tek nefes yoktu ormanın kıyıcığında. Yel bile efilemiyordu! Bu aldatıcı sessizliğin birazdan bozulacağını, az ötemdeki maden çukurundan öğle yemeği molası vermiş araçların boğuk boğuk görültülerinin geleceğini, o çukurun dibinden göğe doğru yükselen tozların, aramızdaki 500 metrelik mesafeyi bir solukta aşıp benim dallarıma, yapraklarıma sırnaşık bir şekilde gelip tüneyeceklerini çok iyi biliyordum. Bugün, o çukurdan patlama sesleri de gelecekti. Gününü, saatini bile ezberlemiştim patlatmaların ki artık zelzele olmuş gibi titreyen gövdemi, ne yapacağını bilmeden sağa sola savrulan dallarımı, korkusundan erkence dökülen tanelerimi birazcık da olsa yatıştırmak için zaman veriyordu bu bana.
Ağır iş makinelerinin geri geri giderken çıkardığı o kesik siren sesi başladığında gövdeme yaslanan davetsiz konuğum hareketlendi. Yere yakın kalın dallarımdan birisine tutunup doğruldu. Sırt çantasını astığı yerden aldı, tekrar ama bu sefer her iki omzuna eşit ağırlık gelecek şekilde kuşandı. Boynundan hiç........
