menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kültürel soykırım ve savaşların yok ettiği dünya kültür mirası

20 0
17.03.2026

Ortadoğu ve İran coğrafyası, insanlık tarihinin en eski uygarlıklarının doğduğu topraklardır. Mezopotamya, Pers ve Levant medeniyetleri; yazının, şehir yaşamının, hukuk sistemlerinin ve devlet organizasyonunun ortaya çıktığı alanlardır. Ancak son dönemlerde egemen güçlerin hesaplaşma alanı olarak bu kadim coğrafya, modern çağın en yıkıcı savaşlarının yaşandığı bölgeler haline gelmiştir.

Bu savaşların yarattığı tahribat yalnızca insan hayatı ve ekonomik altyapıyla sınırlı değildir. Aynı zamanda insanlığın ortak mirası olan arkeolojik alanlar, tarihi şehirler ve kültürel eserler de sistematik biçimde yok edilmektedir. Bu durum giderek “kültürel soykırım” olarak tanımlanan yeni bir yıkım biçimini ortaya çıkarmaktadır.

Modern savaşlar yalnızca askeri hedeflerin yok edilmesiyle sınırlı değildir. Kültürel mirasın yok edilmesi, toplumların tarihsel hafızasını ve kimliğini ortadan kaldırmanın bir aracı olarak kullanılmaktadır. Antik kentlerin, müzelerin ve dini yapıların tahrip edilmesi, bir toplumun geçmişiyle bağını koparmayı hedefleyen stratejik bir saldırı biçimine dönüşmüştür. Bu da kültürel soykırımdır.

Bu durum özellikle Ortadoğu’da belirgin biçimde görülmektedir. Savaşın yarattığı otorite boşluğu, arkeolojik alanların yağmalanmasına ve kültürel eserlerin uluslararası kaçakçılık ağları üzerinden dünya piyasasına sürülmesine yol açmaktadır.

Yağmalanan Irak Ulusal Müzesi

2003 yılında başlayan Irak Savaşı, Mezopotamya uygarlığının mirası açısından büyük bir yıkım sürecini başlatmıştır. Savaşın hemen ardından dünyanın en önemli arkeoloji koleksiyonlarından birine sahip olan Irak Ulusal Müzesi yağmalanmış ve binlerce eser ortadan kaybolmuştur. Bu eserler arasında Sümer, Akad ve Babil uygarlıklarına ait tabletler, heykeller ve mühürler bulunmaktadır. İnsanlık tarihinin en eski yazılı belgelerinin bulunduğu bu koleksiyonun yağmalanmasında sadece Irak değil tüm dünya tarihsel mirasına zarar verilmiştir. Ayrıca Mezopotamya’nın simgesel kentlerinden biri olan Babil Antik Kenti çevresinde kurulan askeri üsler ve ağır araç hareketleri, arkeolojik alanın ciddi biçimde zarar görmesine neden olmuştur.

2011 yılında başlayan Suriye İç Savaşı, Ortadoğu’nun kültürel mirasını hedef alan en büyük yıkım süreçlerinden birini ortaya çıkarmıştır. Roma döneminin en önemli şehirlerinden biri olan Palmira Antik Kenti, radikal örgütler tarafından sistematik biçimde tahrip edilmiştir. Antik tapınaklar, mezar kuleleri ve anıtsal yapılar patlayıcılarla yok edilmiştir. Benzer şekilde, Birleşmiş Milletler Koruma Alanları Yönetim Birimi (UNESCO) dünya mirası listesinde yer alan Halep Eski Şehri ve tarihi ticaret merkezlerinden biri olan Halep Kapalı Çarşısı, yıllarca süren çatışmalar sonucunda ağır hasar görmüştür. Bu yıkım yalnızca mimari bir kayıp değildir; aynı zamanda binlerce yıllık şehir kültürünün yok olması anlamına gelmektedir.

Ortadoğu’da günlerdir devam eden savaş, İran’ın sahip olduğu kültürel mirası da sürekli bir tehdit altında bırakmakta ve yok etmektedir. Pers uygarlığının en önemli merkezlerinden biri olan Persepolis, insanlık tarihinin en önemli arkeolojik alanlarından biri olarak kabul edilmektedir. Ahameniş İmparatorluğu’nun törensel başkenti olan bu kent, yalnızca İran tarihinin değil dünya uygarlığının da sembollerinden biridir. Ancak bölgenin günlerce bombalanması ve savaşın seyrinin kötü senaryoları, bu tür kültürel alanların geleceğinin yok olması anlamındadır.

Ortadoğu’daki savaşların yarattığı en büyük sorunlardan biri de kaçak eser ticaretidir. Arkeolojik alanlardan yağmalanan eserler uluslararası sanat piyasasına sürülmekte ve milyarlarca dolarlık bir ticaret hacmi oluşmaktadır. Bu durum yalnızca kültürel mirasın yok edilmesine değil, aynı zamanda savaş ekonomisinin finansmanına da katkı sağlamaktadır. Çalınan eserler çoğu zaman özel koleksiyonlara girdiği için bilimsel araştırmaların dışında kalmakta ve insanlık tarihinin önemli parçaları geri dönüşsüz biçimde kaybolmaktadır.

Kültürel mirasın korunması amacıyla uluslararası hukuk çerçevesinde çeşitli düzenlemeler yapılmış olmasına rağmen UNESCO tarafından yürütülen kültürel miras koruma programları ve 1954 Lahey Sözleşmesi bugüne kadar etkili olamamıştır. Bu nedenle Ortadoğu’daki savaşlar bu mekanizmalar pratikte çoğu zaman etkisiz kaldığından her savaşın yağması hâlâ devam etmektedir. Bu da, kültürel mirasın korunması için uluslararası toplumun daha güçlü ve bağlayıcı önlemler alması gerektiğini açıkça ortaya koymuştur. Başta ABD ve onun kışkırtıcısı İsrail olmak üzere bölgede hegemonya kurmak isteyen güçlerin sürekli çıkardıkları savaşlar insanlık adına utanç verici boyutlara gelmiştir.

Ortadoğu ve İran coğrafyasında yaşanan savaşlar yalnızca siyasi sınırları ve güç dengelerini değiştirmemektedir. Aynı zamanda insanlık tarihinin en önemli kültürel miraslarından bazılarını da geri dönüşü olmayan biçimde yok etmektedir. Bu, antik kentlerin, müzelerin ve arkeolojik alanların tahrip edilmesi; insanlığın ortak hafızasının silinmesi anlamına gelmektedir. Bu nedenle kültürel mirasın korunması yalnızca bu disiplinlere ait sorumluluk değil, tüm insanlığın ortak görevi olarak görülmelidir. Kadim kültürlerin sistemli olarak yok edilmesi ‘Kültürel mirasın soykırımıdır.’ Bu savaşların bıraktığı enkaz yalnızca şehirlerde değil, insanlığın geçmişinde de geri dönülmez bir hasar bırakacaktır. Dünyanın Vandalizm ve vahşeti ortadan kaldırması insanlık onuruna yakışır bir medeniyete ulaşması dileği ile…


© Evrensel