Yeşil Burun Adaları bir ihtimaldi ve çok güzeldi
Arjantin, Yeşil Burun Adaları karşısına bir eleme maçını fazla yıpranmadan geçme niyetiyle çıkmış gibiydi. Miami’nin ağır havasında topu tutmak, tempoyu kendi istediği yerde sabitlemek, Messi’nin o büyülü anlarından birinin gelmesini beklemek ve sonra maçı makul sınırlar içinde bitirmek istediler. İlk yarım saat de bu plana uygun aktı. Arjantin acele etmedi, rakibini tarttı, tribünlerin sabırsızlığını bile fazla önemsemeden topu çevirdi. Ardından Messi devreye girdi ve böyle maçlarda kaçınılmaz görünen şey gerçekleşti.
Fakat o gol, maçı kapatan değil açan andı. Çünkü Yeşil Burun Adaları, geriye düştükten sonra Arjantin’in beklediği role yerleşmedi. Savunmada kalıp dakikaları tüketen, şerefli bir yenilginin hasar hesabını yapan bir takım görüntüsüne girmediler. Topu aldıklarında pas yapmaya çalıştılar, Arjantin orta sahasının rahatlığını bozmak için öne çıktılar, kanatları kullandılar ve en önemlisi, maçın içinde kalma iradesini yalnızca koşarak değil, oynayarak gösterdiler.
Bu ayrım önemli. Çünkü Arjantin gibi bir takıma karşı direnmek, çoğu zaman savunma çizgisini kalabalık tutmakla karıştırılır. Yeşil Burun Adaları’nın Miami’de yaptığı şey bundan çok daha zordu. Kendi ceza sahasına kapanınca topu uzaklaştırmayı bildiler; fakat fırsat bulduklarında oyunu diğer tarafa taşıyacak sakinliği de gösterdiler. Deroy Duarte’nin beraberlik golü, rastgele bir uzaklaştırmanın ardından gelen bir şans anı değildi. Paslarla hazırlanmış, Arjantin savunmasının uykulu kaldığı bir aralıkta doğru vuruşla tamamlanmış bir pozisyondu.
Arjantin’in asıl sıkıntısı da burada başladı. Maçı yavaşlatmak için kurdukları düzen, beraberlikten sonra kendi aleyhlerine çalıştı. Bir anda hızlanmaları gerekti, ama oyunu uzun süre düşük viteste tuttukları için ritim bulmaları kolay olmadı. Lionel Scaloni hamle yaptı, oyuna taze oyuncular soktu, topu daha fazla ceza sahasına göndermeye başladı. Yine de Arjantin, o dakikalarda sahadaki ağırlığını doğal biçimde hissettiren bir son şampiyondan çok, maçın kendi kontrolünden uzaklaştığını fark eden telaşlı bir takıma benziyordu.
Messi’nin açtığı, Arjantin’in kapatamadığı kapı
Messi’nin golü, onun hâlâ futbolun içindeki en keskin akıl olduğunu bir kez daha gösterdi. Lisandro Martínez’in pasına yaptığı koşu, topu kontrol edişi ve vuruş zamanlaması, yıllardır izlediğimiz ama her seferinde yeniden şaşırtan o yalın üstünlüğün parçasıydı. Messi bu yaşta artık maçı sürekli taşıyan bir fizik güçle değil, doğru anda doğru boşluğu görerek oynuyor. Kalabalık bir savunmanın içinde küçük bir açıklık buluyor, o açıklığı herkesten önce okuyor ve bir anda bütün savunma düzeni geride kalıyor.
Sorun, Arjantin’in bu kapı açıldıktan sonra rakibine kapıyı kapatamamasıydı. Messi’nin golünden sonra beklenen, Arjantin’in rakibini sahadan uzaklaştırması, oyunu genişletmesi, ikinci golü ararken aynı zamanda karşı tarafın inancını azaltmasıydı. Bunun yerine fazla hesapçı bir futbol ortaya çıktı. Top Arjantin’de kaldı, ama bu sahiplik Yeşil Burun Adaları’nı çaresiz bırakmadı. Arjantin pas yaptı; fakat pasların büyük bölümü rakibin dayanma arzusunu kıracak bir hız taşımıyordu.
Messi’nin 120 dakika sahada kalması, Arjantin’in maçı kazanmak için ne kadar zorlandığını anlatıyor. Onu kenara alma ihtimali belirdiğinde bile maç buna izin vermedi. Serbest vuruşlarda, ceza sahası çevresindeki bağlantılarda, duran toplarda yine ona dönüldü. Bu bir yandan büyük bir ayrıcalık: Arjantin hâlâ tarihin en iyi oyuncusuna sahip. Diğer yandan tehlikeli bir bağımlılık: Oyun sıkıştığında takımın bakışı çok hızlı biçimde aynı adama çevriliyor.
Yeşil Burun Adaları da bunu biliyordu. Messi’ye alan verdiklerinde tehlikenin büyüyeceğini gördüler; ama bütün planlarını onu durdurmaya kilitleyip kendi oyunlarından vazgeçmediler. Bu yüzden maç, Messi’nin bireysel üstünlüğü ile Yeşil Burun Adaları’nın kolektif direnci arasında gidip geldi. Arjantin’in kalite avantajı her an hissedildi, ama karşısındaki takım bu farkı kabullenip kenara çekilmedi.
Vozinha’nın zamanı uzatması
Vozinha’nın performansı hem bu Dünya Kupası’nın hem de bu maçın başlıca hikayelerinden biriydi, fakat onu yalnızca kırk yaşındaki bir kalecinin romantik gecesi........
