Paraguay gerillaları Dünya Kupası’ndan vuruşarak çekildi
Fransa maçının son düdüğü çaldığında Paraguaylı oyuncuların yüzünde yenilginin alışıldık boşluğu yoktu. Elbette elenmişlerdi. Elbette Mbappé’nin penaltısı, onları çeyrek final kapısından geri çevirmişti. Ama sahadan çıkan takım, turnuvayı sessizce terk eden bir takım gibi görünmüyordu. Paraguay, Dünya Kupası’na kötü başlamış, yol boyunca tökezlemiş, tartışılmış, küçümsenmiş, sonra da turnuvanın en ağır favorilerinden Almanya’yı devirmişti. Fransa karşısında kendi imkânlarını sonuna kadar zorlayan bir takımın bıraktığı saygıyı aldılar.
Bu saygı, güzel futbolun kolay tariflerinden gelmiyordu. Paraguay’ın Fransa’ya karşı yaptığı şey, topu alıp oyunu süslemek, pas trafiğiyle rakibi yormak, hücumda seyir zevki yaratmak değildi. Elbette değildi. Tam tersine, oyunu daralttı, zamanı uzattı, Fransa’nın rahatça nefes alacağı alanları kapattı. Kimi anlarda maç futbol olmaktan çıkıp sabır sınavına döndü. Fransa topa sahipti ama topun nereye gideceği, hangi hızda döneceği, hangi temasla kesileceği üzerinde Paraguay’ın sert bir iradesi vardı. Bu yüzden maç boyunca favori olan tarafın aklı karıştı; daha zayıf görünen takım ise kendi planına daha çok inandı.
Bir yenilgiden daha fazlasını taşıyan maç
Paraguay’ın Fransa karşısındaki futbolu, eleştiriye kapalı değildi. Sertlik sınırına gelen müdahaleler, oyunu soğutan itirazlar, yerde geçirilen dakikalar, hakemi etkilemeye dönük hamleler vardı. Fakat bu maçın hakkını vermek için Paraguay’ın bütün bunları neden yaptığını görmek gerekir. Karşılarında Mbappé, Olise, Barcola, Dembélé, Doué gibi hız ve yaratıcılık üzerinden yaşayan bir hücum hattı vardı. Böyle bir rakibe karşı açık alanda kalmak, Paraguay için cesaret değil, teslimiyet olurdu.
Gustavo Alfaro’nun takımı bu yüzden maçı kendi boyuna indirmeye çalıştı. Fransa’yı geniş sahada değil, birbirine sürtünen bedenlerin, ağırlaşan pasların, sinirlenen yıldızların arasında yakalamak istedi. İlk yarıda bunu başardı. Orlando Gill’in kaleyi bulan şut çıkarmadan soyunma odasına gitmesi, Fransa’nın kötü gününden ziyade Paraguay’ın yerleşim başarısını anlatıyordu. Savunma hattı geriye yaslandı ama paniklemedi. Orta sahaları, Fransa’nın merkezde tempo bulmasını engelledi. Julio Enciso, tek başına kaldığı anlarda bile uzun topların peşine düşerek savunmayı rahatsız etti. Paraguay’ın oyunu güzel görünmüyordu; ama bir fikri, tutarlılığı ve sınırı vardı.
Penaltı pozisyonu geldiğinde maç zaten böyle bir âna doğru akıyordu. Fransa, akan oyunda istediğini bulamayınca bireysel beceriye ve ceza sahasında yaratılacak küçük bir temasa muhtaç hâle geldi. Désiré Doué’nin oyuna girer girmez yaptığı ilk ciddi hareket, maçın kilidini açtı. Mbappé penaltıyı gole çevirdiğinde Paraguay’ın elindeki yapı çatladı. Çünkü Paraguay’ın planı, beraberliği yaşatarak büyüyen bir plandı. Geri düştüğünde aynı inatla ileri gitmesi gerekiyordu, ama bu kez elinde buna uygun araçlar yoktu.
Alfaro’nun kelimeleri ve takımın gerçeği
Gustavo Alfaro’nun varlığı, Paraguay’ın turnuvasını saha içinden taşıran unsurlardan biriydi. Alfaro konuşmayı seven biri. Alıntıları, uzun cümleleri, hayat dersine yaklaşan açıklamaları, kimi zaman futbolun çıplak gerçeğini örten bir perde gibi görünebilir. Aristoteles’ten Einstein’a, Hemingway’den kendi çocukluk ve aile hikâyesine uzanan geniş bir söz dünyası var. Bu tarafı insana bir parça fazla süslü gelebilir.........
