menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kurtarıcı arayışının sonu

39 0
09.05.2026

Beşiktaş sezonun başında yine tanıdık bir kavşağa geldi. Ole Gunnar Solskjaer dönemi, Avrupa’da Lausanne karşısında alınan yenilginin ardından kapandı; hemen sonrasında Sergen Yalçın yeniden göreve getirildi. Kağıt üzerinde bu hamlenin anlaşılır bir tarafı vardı: Camia içinden gelen, kulübün ruhunu bilen, daha önce şampiyonluk yaşamış biriyle dağınık havayı toparlamak. Fakat sezon ilerledikçe mesele antrenör değişikliğinin ötesine geçti. Beşiktaş’ın asıl sorusu bir kez daha ortaya çıktı: Bu kulüp kendisine gerçekten bir yol mu arıyor, yoksa her sıkıştığında eski bir duyguyu yardıma mı çağırıyor?

Sergen Yalçın tercihi, ilk bakışta bir toparlanma hamlesiydi. Beşiktaş’ın kadrosu, tüm eksiklerine rağmen bu kadar aşağıda görünmemeliydi. Lig yarışında daha iddialı bir konuma yerleşebilir, Avrupa’da erken kırılan moralini yerel rekabette telafi edebilir, en azından sezonun sonuna doğru taraftara, “Buradan bir şey çıkar” dedirtebilirdi. Bu beklenti tamamen haksız değildi. Sergen Yalçın da Türk futbolunda oyuncuyla temas kurabilen, soyunma odasında karşılık bulabilen, maç duygusunu bilen bir figür olarak görülüyordu. Beşiktaşlılar onun gelişinde biraz da bunu aradı: Fazla teoriye boğulmadan, futbolcuları yeniden sahaya döndürecek bir enerji.

Ne var ki mesele tam da burada düğümlendi. Sergen Yalçın’ın Beşiktaş’taki ilk şampiyonluğu, onun kulüp tarihindeki yerini güçlendirdi; ama o başarı, uzun vadeli bir futbol düzeninin kanıtı olarak okunamazdı. 2020-21 sezonunda Beşiktaş, birçok şeyin aynı anda doğru aktığı, oyuncular ile antrenör arasındaki bağın çok iyi tuttuğu, takımın sezon içinde kendi öz güvenini büyüttüğü özel bir hikaye yaşadı. O şampiyonluk değerliydi, fakat onu bugüne birebir taşımak mümkün değildi. Futbolda bazı başarılar bir dönemin ürünü olur; aynı tarifi yıllar sonra aynı tatla pişirmek her zaman mümkün olmaz.

Bugünkü Beşiktaş’ın ihtiyacı ise daha derin. Takımın yalnız moral değil, oyun düzeni de aradığı açık. Bir antrenör geldiğinde ilk etapta takımın enerjisini yükseltebilir, oyuncuların yüzünü güldürebilir, tribünle bağ kurabilir. Bunlar önemlidir. Ama birkaç ay sonra hâlâ aynı yerde duruluyorsa, artık başka sorular sorulur. Bu takım topu nasıl kazanıyor? Kazandıktan sonra nereye oynuyor? Ceza sahasına hangi yollarla giriyor? Bekler hangi düzen içinde hücuma katılıyor? Santrfor hangi koşullarda topla buluşuyor? Orta saha rakibi hangi bölgede karşılıyor? Bunların cevabı sahada görünmediğinde, antrenörün karizması da bir yere kadar taşır.

Beşiktaş’ta bu sezonun en çarpıcı taraflarından biri, birçok oyuncunun kısa sürede parlayıp sonra tartışmalı hale gelmesi oldu. Bu durum tek tek oyuncuların istikrarsızlığıyla açıklanabilir elbette, fakat hepsini aynı sepete koymak kolaycılık olur. Örneğin, devre arasında takıma katılan Hyeun-gyu Oh ilk haftalarda umut verip sonra kayboluyorsa, mesele onun........

© Evrensel