menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İspanya’nın oyunu yeniden yerini buldu

16 0
04.07.2026

Avusturya karşısındaki İspanya’yı izlerken ilk göze çarpan şey, takımın bir anda bambaşka bir kimliğe bürünmesi değildi. Daha çok, bir süredir dağınık görünen parçaların nihayet birbirini bulmasıydı. Dünya Kupası’nın ilk maçlarında İspanya hâlâ topa sahip olan, oyunu rakip yarı alana taşıyan, rakibin düzenini zorlayan bir takımdı. Fakat bunu yaparken akışkanlığını kaybetmiş, hücumda fazla düşünür hale gelmiş, topu doğru yerlere ulaştırmakta zaman zaman ağırlaşmıştı. Avusturya maçı bu yüzden ayrı bir anlam taşıdı. İspanya bu kez topu çevirmekle yetinmedi; topun nereye, ne zaman ve kimin ayağına gitmesi gerektiğini daha berrak biçimde gösterdi.

Luis de la Fuente için bu karşılaşma bir antrenör refleksi sınavıydı. Grup maçlarında ortaya çıkan sorunları görmezden gelip aynı ezberde ısrar edebilirdi. Ya da takımı aşırı düzeltmeye çalışıp elindeki yapıyı iyice karıştırabilirdi. O, üçüncü yolu seçti: Daha önce işlemiş bir düzeni yeniden sahaya sürdü, ama bunu geçmişe dönüş gibi değil, mevcut ihtiyaca verilmiş bir cevap gibi yaptı. Pedro Porro’nun sağ bekte başlaması, Dani Olmo’nun merkezdeki rolü, Alex Baena’nın sol çizgide kullanılması; bunların her biri ayrı ayrı hamlelerdi. Fakat asıl değerleri birlikte oluşturdukları dengede ortaya çıktı. İspanya’nın oyunu, Avusturya’nın sıkı orta alanına karşı yeniden nefes aldı.

Yamal’ın etrafına kurulan alan

Lamine Yamal bu takımın en görünür oyuncusu olabilir, ama Avusturya maçında asıl mesele onun her topu alıp tek başına çözüm üretmesi değildi. İspanya’nın grup aşamasındaki sıkıntılarından biri de zaman zaman tam olarak buydu: Yamal’a bakmak, onun bir şey yapmasını beklemek ve hücumu onun kararına fazla bağımlı hale getirmek. Avusturya karşısında ise sağ kanat yine onun üzerinden aktı, fakat etrafındaki bağlantılar daha güçlüydü. Porro’nun desteği, Olmo’nun merkezden doğru açıları bulması, Rodri’nin yön değiştiren pasları, Yamal’ı kalabalığın içine terk etmedi. Böylece genç oyuncunun cesareti daha verimli bir çerçeveye oturdu.

Yamal’ın oyununda çok dikkat çekici bir taraf var: Rakibi üzerine çekme biçimi, pas vermediği anlarda bile hücumun şeklini değiştiriyor. Top onun ayağındayken savunma çizgisi ister istemez ona doğru kayıyor. Top uzaktayken bile rakip bek ve ona yardım eden orta saha, Yamal’ın bir sonraki aksiyonunu düşünmek zorunda kalıyor. Bu, İspanya’ya görünmeyen bir avantaj sağlıyor. Sağ tarafta toplanan dikkat, sol taraftaki oyuncular için daha geniş koridorlar açıyor. Avusturya maçında Alex Baena ve Marc Cucurella’nın bu kadar etkili görünmesinde Yamal’ın yarattığı çekim alanının payı vardı.

Yine de Yamal’ın henüz tamamlanmış bir oyuncu olmadığını hatırlatan anlar da çıktı. Maçı erken bitirme isteğiyle tercihlerini zorladığı, şut ya da çalım kararında acele ettiği bölümler vardı. Bu, onun değerini azaltmıyor. Aksine, bu yaşta bu kadar büyük bir sorumluluğu taşıyabilen bir oyuncunun gelişim alanlarını gösteriyor. İspanya açısından sevindirici olan şu: Takım artık Yamal’ın her doğru kararına muhtaç görünmüyor. Onun parladığı anlar hâlâ belirleyici, fakat oyun onu taşıyan daha geniş bir zemine kavuştuğunda İspanya çok daha güvenilir hale geliyor.

Avusturya’nın sertliği neden yetmedi?

Ralf Rangnick’in Avusturya’sı, kağıt........

© Evrensel