menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Fenerbahçe yeniden içeride

21 0
29.08.2026

Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi’ne dönüşü, uzun süredir ertelenen bir buluşmanın gerçekleşmesi anlamına geliyor. On sekiz yıl, futbolda bir kuşağın değişmesi için yeterince uzun bir süre. O aralıkta formalar değişir, başkanlar gider, antrenörler gelir, yıldızlar doğar ve kaybolur. Tribünde çocukken maç izleyen biri yetişkin olur. Fenerbahçe açısından Olympique Lyon maçının ağırlığı da tam burada yatıyordu: Kulüp, Avrupa futbolunun merkezindeki sahneye yeniden çıkarken kendi geçmişiyle arasındaki mesafeyi de kapattı.

Bu nedenle bu maçın değeri salt tur atlamak üzerinden okunamaz. Fenerbahçe uzun zamandır Avrupa’da kendisini sürekli yeniden kanıtlamak zorunda kalan bir kulübe dönüşmüştü. Türkiye’de büyüklüğü tartışılmayan, kadro bütçesi ve taraftar gücü açısından ülkenin en büyüklerinden biri olan bir takımın Şampiyonlar Ligi’nden bu kadar uzun süre uzak kalması zamanla sportif bir başarısızlığın ötesine geçti. Her yeni eleme turu, geçmiş hayâl kırıklıklarının da sahaya taşındığı bir sınava dönüşüyordu. Lyon karşısında aşılması gereken rakip bu yüzden iki katmanlıydı: sahadaki Fransız ekibi ve yıllar içinde biriken başarısızlık hafızası.

Fenerbahçe ilk kez acele etmedi

Lyon karşılaşmasında dikkat çekici olan nokta, Fenerbahçe’nin bu tarihsel ağırlığın altında telaşlanmamasıydı. Böyle maçlarda büyük özlem, takımı daha saldırgan ve kontrolsüz bir oyuna itebilir. Bir an önce gol bulma isteği saha içindeki mesafeleri açar, duygusal enerji taktik disiplini aşındırır. Fenerbahçe bunun tersini yaptı. Maçı kendi heyecanına teslim etmek yerine Lyon’un güçlü ve zayıf taraflarını okuyarak oynadı.

Sarı-lacivertlilerin topa sahip olmayı oyunun temel şartı olarak görmemesi bu tercihin merkezindeydi. Bu, çekingenlik anlamına gelmiyordu. Fenerbahçe, Lyon’un topa sahip olduğunda ne kadar üretken olabildiğini sorguladı ve rakibin geçiş hücumlarındaki hızını mümkün olduğunca etkisizleştirmeye çalıştı. Lyon’un ön alan oyuncularına koşacak geniş alanlar vermemek, topun kimde olduğundan daha önemli hâle geldi. Guendouzi ile Kanté’nin merkezde kurduğu denge, savunma hattıyla hücum hattı arasındaki mesafeyi kısalttı. İlk maçta görülen kopuklukların önemli bölümü ortadan kalkınca Lyon’un merkezden kolay ilerleme imkânı da azaldı.

Bu, Fenerbahçe’nin son yıllarda ihtiyaç duyduğu Avrupa reflekslerinden birine işaret ediyor. Avrupa kupalarında güçlü olmak her maçta oyunu domine etmekten geçmiyor. Rakibin hangi oyunda rahatsız olduğunu görmek, tempoyu gerektiğinde düşürmek, avantajı elde ettikten sonra karşılaşmanın ritmini değiştirmek de bu seviyenin bir parçası. Bu yüzden Lyon deplasmanında Fenerbahçe’nin gösterdiği olgunluk, kadro kalitesinden bağımsız olarak önemliydi.

Oğuz Aydın’ın gecesi 

Maçın en çarpıcı performanslarından biri Oğuz Aydın’a aitti. İlk on bir açıklandığında daha güvenli görünen tercihlerin bulunması, Oğuz’un sahaya sürülmesini doğal olarak tartışmaya açmıştı. O ise bu tercihi kısa sürede anlamlı hâle getirdi. Top taşıdı, rakip savunmayı geriye koşturdu, hücumların yönünü değiştirdi ve Fenerbahçe’nin geniş alana çıktığı anlarda ciddi bir tehdit yarattı.

Bu performansın önemi Oğuz’un iyi oynamasından daha geniş bir yerde duruyor. Büyük bütçelerle kurulmuş takımlarda yerli rotasyon oyuncuları kolayca arka plana düşebilir. Özellikle Avrupa maçlarında antrenörler isme ve deneyime yaslanma eğilimindedir. İsmail Kartal’ın Lyon deplasmanında yaptığı tercih, formanın........

© Evrensel