İran’da saldırganlar ve savunmacılar…
Aması, fakatı yok; elleri İran halklarının kanına bulanmış emperyalist ve siyonist saldırganların haydutluklarının en küçük bir onaylanma ve temize çıkarılma şansı bulunmuyor. Devasa propaganda aygıtlarının hâlâ ileri sürmeye devam ettiği “Müdahale edilmeseydi İran şöyle yapacaktı, böyle yapacaktı…” türünden bahanelerle bırakalım halkları, artık bölge ve dünyanın egemenlerini bile ikna edemiyorlar. Tecrit durumdalar; Amerikan askeri saldırı üslerini topraklarına açan ve isteseler bile “Kullandırtmıyorum” diyecek durumda olmayan Körfez ülkeleri bir yana, saldırgan ABD ile İsrail’in yanında tek bir başka ülke yok! Ne NATO ne bir “müttefik”!
Soykırıma kadar uzanan saldırganlıklarıyla sadece dünya halklarının tepkilerini çektikleri için değil, ama rakipleri karşısındaki gerileyişini durdurmak için kural ve hukuk tanımadan müttefikleri de dahil önüne geleni tehdit edip güç politikasının öznesi kılan ABD, ektiğini biçiyor ve yalnızları oynuyor.
Ön günleriyle birlikte İran saldırısı emperyalizmin ne demek olduğunun altını bir kez daha kalınca çizdi. “Emperyal” türü yumuşatma girişimleri saçmadır, benimsenebilir değildir; sürmekte olan “Görüşmeleri iki gün sonra devam ettirelim” demiş ama saldırmış bir hayduttur söz konusu olan. Ve “II. Dünya Savaşı’ndan bu yana en güçlü saldırı”yı düzenlemekle övünmekte, İran anlaşmayı kabul etmezse “Şimdiye kadar görülmemiş bir saldırı” ile yüzleşeceği tehdidinde bulunmaktadır.
Peşinden -buna çoktan hazır olan- İsrail siyonizmini sürükleyerek saldıran Amerikan emperyalizminin şüphesiz üstün yanları görmezden gelinemez. Sadece ajanlar ve köstebeklerin faaliyetleriyle sınırlı olmayan ve uzaydan gözetleme/takip ve güdümlemeyi kapsayan istihbarat ve elektronik/dijital savaş yürütme yeteneği, zırh ve beton delici geliştirilmiş füze ve bombaları, hava ve denizlerde üstünlük; ABD ve yanı sıra İsrail bu olanaklardan yararlanarak İran’a büyük zararlar verebildi. Yerlerini anlık takiple saptayıp öldürdükleri Hamaney ve genelkurmay başkanı başta olmak üzere üst düzey İran yönetici ve komutanları bu üstünlüğün sonuçları.
Ancak İran’ın üzerine çullanmada kritik bir pozisyona sıkıştığı da görülüyor. İran’a saldırının bir açmazda kilitlenmesi, en saldırgan baş temsilcisinin şahsında emperyalizmin zaaf ve zayıflığını da gösterdi. Son birkaç gündür Trump’ın “48 saat mühlet verdim”, “5 güne…” ve sonra “10 güne uzattım” türü laf oyunlarıyla; İran tarafından reddedilen “İran’la görüşüyoruz”, “İran da anlaşmak istiyor” türü iddiaları, Amerikan emperyalizminin zayıflığı ve sıkışmasını örtme çabasından başka şey değil. İlerleyemeyen haydutbaşı durmak zorunda kalırken, olan biteni anlaşılmaz kılma ve saldırısını sürdüremez oluşunu gizleme çabasında. Artık yenilgi olarak görünmesini engellemeye çalıştığı, yapabilirse “İran’ın geri adım atmayı kabullendiği”ni ileri sürebileceği, hiç değilse geçici bir “final” kurgulama peşinde.
İran çünkü, “Her kuşun eti yenmez”i yeterince gösterdi Amerikalı muhataplarına. Onun da üstünlükleri olduğu ve emperyalist-siyonist saldırganların -tıpkı Rusya’nın Ukrayna karşısında yaptığı gibi- İran’ı küçümseyerek hesap hatası yaptıkları ortaya çıktı.
Gerici rejime karşı yaygın gösteriler düzenleyen İran halkının, emperyalist-siyonist saldırı karşısında ulusal duygularını ayaklandırarak rejimin elini rahatlatacağını kavrayamayacak kadar ulusallık ve ulusal değerlerden kopmuşlardı. Üstelik İran, 12 Gün Savaşı’ndan farklı olarak bu kez “nokta atışı” yapabilir durumdaydı. Uzaydan elde edilebilecek anlık istihbarattan yararlanabiliyor ve füzelerini güdümleyebiliyordu. Körfez’deki Amerikan üslerindeki füze bataryalarıyla İsrail kentlerini hedef alarak küçümsenmeyecek zararlar verdi. Geri çekilmeye zorladığı uçak gemilerine de öyle. İran’ın bundan da önemli silahının Hürmüz Boğazı olduğu görüldü ve anlaşıldı ki Amerikalı emperyalistler Boğaz’ın kapanmasının sonuçlarını da hesap etmemişlerdi.
Hürmüz’ün önemi yaşanarak görüldü. Hele İsrail’in, Tahran’daki petrol rafinerisini vurmasını İran; Katar’ın Ras Laffan ve İsrail’in Hayfa’daki rafinerilerini vurarak yanıtlayınca Trump, İsrail’e “dur” demeden edemedi. Katar’daki dünyanın en büyük doğal gaz tesisi, Hayfa Rafinerisiyse İsrail’in stratejik önemdeki tesisiydi. Hayfa İsrail’i zorlarken Katar rafinerisinin etkisini, gazının önemli bir bölümünü buradan tedarik eden tüm dünya hissetti. Hürmüz’ün kapatılması ve Katar rafinerisinin vurulması enerji fiyatlarına “tavan” yaptırırken; başta petrokimya olmak üzere sanayi girdilerinin tedarik zincirinin kopmasının dünya sanayi üretimini ciddi olarak etkileyeceği konusunda herkes hemfikir. Trump’ın “İran’la görüşmeler” ve “anlaşma” üzerine ağız dolusu açıklamalarının altında yatan, bu hesapsızlığın yakıcı sonuçlarının etkisini göstermekte oluşu.
Trump kuşkusuz “Yenildik” ya da “Sürdüremiyoruz” demiyor, demeyecek. Görüşmelerden söz etmesini bölgeye birkaç bin deniz piyadesi göndererek dengelemeye çalışıyor. Ama “Geçmiş olsun”; ABD İran’da amaçlarına ulaşamazken Avrupalı müttefiklerinden de oldu. Sadece İranlılar değil, Avrupalılar da ABD’nin güvenilmezliğini sınadılar ve “tüpten çıkan macun”un yeniden tüpe girmesi olanaksız. Avrupalılar zaten bağımsızlık yoluna girip kendi ordularını kurmaya yönelmişlerdi, bu yönelim gelişecektir.
