menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Borçla yaşayan bir toplum

59 0
16.03.2026

Birçok insan için maaş/ücret sadece kredi kartı borcunu -ya da belki bir kısmını- kapatmaya ancak yetiyor; ayın geri kalanı kredi kartından yeniden borçlanarak geçiriliyor. Ne yazık ki birçoğumuz için hayat artık kazanarak değil, borçlanarak dönüyor. Eskiden borç/kredi istisnaî bir durumdu; insanlar sadece ev, araba gibi şeyler alırken ya da düğün dernek işleri için borçlanırlardı. Şimdi ise çoğumuz için borçlanma, ne yazık ki, gündelik hayatın sıradan bir parçası. Hatta çoğu zaman hayatın kendisi. Market alışverişi, kira, çocukların masrafları, faturalar, taksitler… Ev bütçesi çoğu zaman gelirle kredi kartıyla idare ediliyor: Pek çok gider artık gelirle değil krediyle karşılanıyor. Artık ayağımızı yorgana göre değil ekstreye göre uzatarak yaşıyoruz.

Türkiye’de bireysel kredi ve kredi kartı borçlarının toplamı son yıllarda hızla büyüyerek trilyonlarca liralık bir hacme ulaştı. Bu tablo yalnızca finansal sistemin büyümesini değil, aynı zamanda toplumun nasıl geçindiğini de anlatıyor. Bu durum yalnızca bireysel deneyimlerle sınırlı değil. Türkiye’de hane halkı borçlanmasının büyüklüğü de gündelik hayatın giderek kredi mekanizmalarına dayandığını gösteriyor.

Türkiye’de hanehalkı borçlanmasının büyüklüğü

Görüldüğü üzere Türkiye’de hane halkı borçlanmasının ulaştığı devasa boyut oldukça açıktır.” veya “Tablo, Türkiye'de hane halkı borçlanmasının büyüklüğünü açık biçimde ortaya koymaktadır. Öte yandan toplam banka kredilerinin yalnızca küçük bir bölümü hane halkına aittir. Tablo 2’de görüldüğü gibi Türkiye’de toplam kredilerin yaklaşık 18 trilyon TL’lik kısmı ticari ve diğer kredilerden oluşmaktadır. Bu durum borç ekonomisinin yalnızca haneleri değil şirketleri de kapsayan daha geniş bir finansallaşma sürecine işaret eder. Şirketlerin yüksek borçluluğu ise çoğu zaman ücretlerin baskılanması, maliyetlerin çalışanlara yansıtılması ve istihdam güvencesinin zayıflaması gibi sonuçlar doğurur. Bu nedenle hane halkı borçlanması ile sermaye kesiminin borçluluğu aynı ekonomik düzenin iki farklı yüzüdür. Yaklaşık 6 trilyon TL’lik bireysel kredi ve kredi kartı borcu, hane halkı finansmanının giderek kredi mekanizmalarına dayandığını gösteriyor. Özellikle ihtiyaç kredilerinin 2,27 trilyon TL gibi yüksek bir seviyeye ulaşması, borçlanmanın önemli ölçüde gündelik tüketim ve geçim ihtiyaçlarını finanse etmek için kullanıldığını düşündürüyor. Elbette kredi yalnızca gündelik tüketimi finanse eden bir araç değildir. Konut kredileri birçok hane için barınma hakkına erişimin başlıca yolu haline gelmiş durumdadır; taşıt kredileri de benzer biçimde bazı kesimler için varlık edinme imkânı sağlayabilir. Ancak mevcut tabloya bakıldığında kredi kullanımının önemli bir bölümünün yeni bir varlık yaratmaktan çok mevcut geçim giderlerini karşılamaya yöneldiği görülmektedir. Yani trilyonlarca liralık bu ihtiyaç, yeni bir otomobil, yeni bir ev… değil; pazar filesinin dolması, doğalgaz faturasının ödenmesi veya biriken kira borcunun kapatılmasıdır. Gelecek artık hayallerin değil, vadesi gelmiş borçların mekânıdır.

Türkiye’de hane halkı borçlarının milli gelire oranı bazı gelişmiş ülkelere kıyasla daha düşük görünmektedir. OECD verilerine göre bu oran birçok Avrupa ülkesinde `–100 aralığında seyrederken Türkiye’de yaklaşık –20 düzeyindedir. Ancak mesele borcun oranından çok gelirin düşüklüğüdür. Gelirin sınırlı olduğu ekonomilerde borç çok daha ağır bir yük haline gelir. Dolayısıyla borç sorunu yalnızca borcun büyüklüğüyle........

© Evrensel