Oyun mu, skor mu?
Süper Lig lideri Galatasaray, Göztepe deplasmanından üç puanla dönerek bitime 6 hafta kala takipçileri Fenerbahçe ve Trabzonspor ile arasındaki puan farkını 4’e çıkarmayı başardı.
Karşılaşmayı kayıpsız atlatsa da Galatasaray’ın bu maçta tatmin edici bir oyun ortaya koyduğu söylenemez.
Oyunun hiçbir kısmında mutlak üstünlük kuramayan, buna karşılık ilk yirmi dakikada, birisi yan toptan, diğeri sahalarda ender görülebilecek bir şans golüyle 2-0 öne geçen sarı-kırmızılı ekip, ikinci yarıda oyundan ciddi anlamda düşmesine ve rakibine pek çok gol pozisyonu vermesine karşın yine bir yan toptan bulduğu golle rahat nefes alabildi...
Herkesin dilinde, “Ligin bitimine sayılı hafta kaldı, artık oyun değil, skor önemli” lafı var. Ligde son dönemine girilirken sergilenen kötü oyunlar bu söylemle kamufle ediliyor. Sanki ligin başından bu yana çok iyi oynuyorlarmış gibi…
Oysa bilinmelidir ki, iyi skorun temel şartı iyi oyundur. Ne kadar doğru ve iyi oynarsan, hedeflediğin skora ulaşman da o kadar kolay olur. Oyunu yeterince önemsemeyip sadece skora odaklanmak hiç umulmadık sonuçlara yol açabilir ki zaman zaman bunun örnekleri yaşanıyor. Skor odaklı yaklaşımın uzun vadede sürdürülebilirliği de yoktur ve işleri zora sokmaktan başka bir anlam taşımaz.
Galatasaray’ın oyunu modern futbolun uzağında. Her şeyden önce oyun kurmakta çok zorlanıyorlar. Özellikle rakip baskı yaptığında bocalayıp üst üste kritik top kayıpları yapıyorlar.
Oyun kurmayı beceremeyince topu dönüp dolaştırıp Uğurcan’a veriyorlar. O da genellikle uzun vuruşlarla topu arkadaşlarıyla buluşturmaya çalışıyor. Tabii bu vuruşların çoğu rakibe gidiyor.
Günümüzde kalecilerin böyle uzun vuruşlarla oyunu başlatması pek tercih edilmiyor. Çünkü bu, büyük ihtimalle topu rakibe vermek anlamına geliyor.
Uğurcan’ın topu ayağında uzun süre bekletmesi de, topu uzun vuruşlarla oyuna sokması da, oyunu geriden kurmak adına arkadaşlarına riskli kısa paslar atması da yanlış. Top, şampiyonluk kovalayan bir takımın kalecisinin ayağında bu kadar uzun süre kalmamalı. Böyle olunca ister istemez oyunun temposu düşüyor. Düşük tempo ise hem rakip savunmayı yıpratma planlarını sekteye uğratır, hem de onlara zaman kazandırıp toparlanma ve dengeli yerleşme imkanı sağlar.
Bu durum bir yandan da Uğurcan’ın çaresizliğini gösteriyor. Galatasaray’ın oyunu başlatma ve kurma üzerine sistematik planları belli ki yetersiz ve Uğurcan’ın da bundan kaynaklanan çaresizliği yaşadığı anlaşılıyor…
Futbolda oyuncuların hızı kadar topun seri paslaşmalarla hızlı bir şekilde döndürülmesi de çok önemli. Rakibin savunma dengesini bozmanın ve direncini kırmanın en etkili yolu seri paslaşmalardır.
Kanatlardan başlayacak seri hazırlık paslaşmalarıyla oyunun içine girilmeli ve sonrasında bunlar atak varyasyonlarına dönüşmeli.
Çok sayıda top kaybı yapılınca oyuncular kısa zaman aralığında bir ileri bir geri koşmaktan yoruluyor, oyuncular yorulunca hatlar arasındaki mesafe açılıyor ve düşen topa sahip olma oranıyla birlikte oyun kurmak iyice zorlaşıyor…
Ne var ki, ortaya vasatı aşamamış bir oyun konsa bile bizde bütün yorumlar skora ve gollere bakarak yapılıyor. Böyle bakınca takımın kötü oyunu ve oyuncuların düşük performansları bile övgü alabiliyor. Oysa asıl geliştirici olanın eleştiri olduğunu asla unutmamak lazım. Söz gelimi Barış, maç boyunca ayağına gelen topların çoğunu kaybetti. Buna karşın gol attığı için adı takımın iyileri arasında sayılıyor.
Rakiple boğuşurcasına mücadele etmek başka, sakin kalıp topları olumlu kullanarak takımın yükünü sırtlamak başka.
Oyuncuların temel görevi yüksek verimle oynayarak takıma katkı yapmaktır. Yüksek verime de ancak top kaybı yapmayarak ya da top kaybı en aza indirilerek ulaşılır.
Galatasaray oyun anlamında ciddi sorunlar yaşıyor. Bireysel beceriler her maçı kurtarmaya yetmeyebilir. Skora aldanıp bu maçtan çıkarılması gereken dersler atlanmamalı.
Şampiyonluk yolundaki avantajını koruyabilmesi için Galatasaray’ın oyun kalitesini daha yukarıya çekmesi şart gibi görünüyor…
