İktisat politikaları, sınıflar ve Türkiye
İktisadi düşünce tarihinde her düşüncenin mutlak olarak bir sınıfın çıkarı doğrultusunda belirlendiğini ileri sürmek fazla indirgemecilik olur. Ama şunu gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz: Herhangi bir iktisat politikası önerisi, sınıflı toplumlarda yani farklı çıkarları olan sınıfların varlığı veri alındığında, bu sınıflardan bazılarının lehine bazılarının ise aleyhine olma özelliğine sahip olabilir. Bu büyük oranda böyledir. Gündelik yaşam içerisinde kısa vadeli bakıldığında sınıflar arası uzlaşmalara hizmet eden iktisat politikaları mümkün görünse de orta ve uzun vadede sınıf çıkarlarının farklılığı belirleyicidir.
Örneğin, Adam Smith’e baktığımızda, her ne kadar doğrudan hâkim sınıf yanlı bir teori geliştirme zorunluluğu hissetmiş olduğunu düşünmesek bile, ticaret toplumunda kârın artmasının ve kâra dayalı bir sermaye birikim sürecinin gelişmesinin ortak çıkarı sağlayabileceğini, mutlak olarak olmasa da farklı sınıfların çıkarlarını belirli bağlamlarda örtüştürebileceğini varsaydığını söyleyebiliriz. Smith’te bu, toplam üretimin artışı ile ilişkili bir husustur. Bu kâr çekişli sermaye birikimi yaklaşımı ister istemez kârı çoğaltma amacı etrafında belirlenen iktisat politikalarını beraberinde getirir.
David Ricardo da benzer şekilde, meşhur Buğday Yasaları tartışmalarındaki konumu, bölüşüm ve birikim arasındaki ilişkiye dair değerlendirmeleri ile açıkça toprak sahibi sınıfının aleyhine, sanayici sınıfın lehine bir pozisyona yerleşir. Ya da tam tersi, Malthus’un bölüşüm ve birikim bağlamındaki analizleri onu toprak sahibi sınıfı aslında sermaye birikim sürecinin sürdürülmesine hizmet eden temel bir sınıf olarak değerlendirmeye götürür. Malthus’a göre eksik tüketim ekonominin önemli bir problemidir; toprak sahibi sınıf ise üretmeden tüketecek bir sınıf olduğu için bu eksikliği giderecek harcamayı yapacaktır. Malthus’un bölüşüm ve birikim sorunu bağlamında geliştirdiği bu perspektif onu bir şekilde toprak sahibi sınıfın çıkarıyla ilişkilendirir.
Karl Marx ise denklemi tamamen farklı bir biçimde kurar: Onun yaklaşımında sermaye birikimi, refah, zenginlik artışı için değil kâr........
