menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yıkılan heykellerin gölgesinde: Doğu Avrupa’da anti-komünizmin kökleri nereye dayanıyor?

29 0
20.09.2026

Duvarlardan kazınan kızıl yıldızlar, yıkılan Lenin heykelleri, yasaklanan komünist partiler... Doğu Avrupa’da sonu gelmeyen bir anti-komünizm kampanyasından akıllarımızda kalan manzaralar daima buna benziyor. Fakat sosyalist mirasla asıl savaş sembolik şekillerde verilmiyor.

Kimi eski sosyalist ülkelere baktığımızda akademi ve siyaset alanında hâlâ anti-komünizmin şiddetli bir ideolojik savaşına tanıklık ediyoruz. Kulaktan dolma bilgiler kolayca şeytanlaştırılmış bir ‘komünizm’ öcüsüne havale ediliyor. Bu yolla ülkelerde siyaset de şekilleniyor.

Madrid Otonom Üniversitesi’nden Tarihçi Darina Martykánová, bize farklı ülkelerde farklı yüzlerle karşımıza çıkan anti-komünizmin köklerini anlattı. Bu ülkelerde farklı anlatıların yıllar içerisinde nasıl inşa edildiğini ve güncel bağlamını açıkladı.

‘Konut inşaatları gecekonduların ortaya çıkmasını engelledi’

Geçtiğimiz günlerde sıkça rastladığımız bir paylaşım vardı: Prag’daki ‘komünizm müzesinde’ yer alan bir ifadede sosyalist Çekoslovakya dönemde çok fazla toplu konut yapılması eleştiriliyordu. Hatta bu inşaat yoğunluğunun bir rekor olduğu dile getiriliyordu. Siz bu paylaşım hakkında ne düşünüyorsunuz?

Öncelikle şunu söylemek isterim ki o ‘müze’, akademik olarak değerlendirilebilecek bir yer değil, bir kamu kurumu da değil. Söz konusu müze, ABD’li bir zenginin özel projesi ve gerçekten tam bir turist tuzağı. Düzgün, kamuya ait kurumlarda da benzer sorunlar oluyor ama bu müzenin analitik, akademik hiçbir değeri yok. Daha çok komik yorumlar bir eğlence alanı.

Doğru, Çekoslovakya'da komünist rejim döneminde özellikle 1970'ler ve 1980'lerde kırsal alanlardan şehirlere göç eden yerli nüfus için yüksek sayıda toplu konut inşa edildi. Ve o toplu konutlarda bireysel, normal daireler vardı. Yani Rusya’da deneysel düzeyde karşılaştığımız kolektif yaşam örnekleri falan da değildi. Ve işveren devlet şirketlerce veya belediyeler tarafından vatandaşlara çok düşük bir ücret karşılığında kiralanıyordu.

Bu konutlarda farklı mesleklerden insanlar yaşıyordu. Mesela bir şirketin mühendisi ve temizlikçisi aynı binada daire tutabiliyordu. Onun için o mahalleler sınıfsal bakımından oldukça karışıktı. Hâlâ da öyledir zaten. O dönem için bu oldukça büyük bir başarıydı. Çünkü bu dev inşaatlar, gecekonduların ortaya çıkmasını engelledi.

Köyden şehirlere hareketi Çekoslovakya gibi ülkelerde oldukça ‘spontane’ gelişti. İnsanlar zorlukla şehre gitmiyordu. Gençler çalışma şehirlerden çalışma imkanları bekliyordu. Daha rahat bir yaşam yani tarımda çalışmamak, endüstride veya hizmet sektöründe çalışmak gibi hayalleri vardı.

Bu sebeple insanlar şehirlere göç ediyordu. Tabii ki bu insanların gecekondu yerine suyu akan bir dairede kalması başarı sayılabilir. Böylece genç aileler güvenli ve temiz bir ortamda yaşayabilirdi.

Tabii ki ilk yıllarda etrafta çok fazla çamurluk vardı. Henüz etraf yeşillenmemişti. Ağaçlar henüz küçüktü. Bazen toplu taşıma daha geç geliyordu. O ilk yıllar bazen zor geçiyordu. Ama yine de genç aileler bu daireleri istiyordu. Yani onlar için güzel bir imkandı.

‘Yeni rejim, eski daireleri ucuza sattı’

Ve 1989 Devriminden sonra yeni rejimi konsolide etmek için çok akıllı bir karar verildi. Bu daireler kiracılara ucuza satıldı. Kiracılar böylece ev sahibi oldu ve bu da onların yeni rejime karşı görüşünü olumlu yönde etkiledi.

Böylece insanların önceki yıllarda onardıkları, daha kaliteli malzemelerle döşedikleri daireler şimdi onların özel malı da oldu. Bu şekilde oturdukları evlerin sahibi olunca tabii ki bu politika insanları mutlu etti. Bence çok akıllıca bir politika uygulandı. Ve bugün o dairelerin fiyatı oldukça yüksek. Özellikle büyük, dinamik şehirlerde. Gençler için bu piyasa fiyatlarına o dairelere erişimi artık çok zor.

‘Anti-komünizm, yeni bir toplumsal norm haline geldi’

Siz de bahsettiniz, bu müze........

© Evrensel