Tarladan mutfağa yüksek gıda fiyatlarının politik-ekonomisi
Türkiye’de kentlerde ve kırda yaşayan tüm emekçi sınıfları ilgilendiren en kritik sorunlardan biri yüksek gıda fiyatları ve gıda enflasyonundaki önlenemeyen artış. OECD ve Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) başta olmak üzere uluslararası kuruluşların raporlarına da yansıdığı üzere Türkiye gıda enflasyonu sıralamasında birinci sırada olup, gıda fiyatları son beş yıllık dönemde hiper-enflasyonist faza geçti.
FAO’ya göre 2020 başından 2025’e kadar gıda fiyatlarındaki kümülatif artış yaklaşık yüzde 35-45 bandında iken, Türkiye’de gıda ve alkolsüz içecekler endeksi bazında 2020-2025 (ilk on ay) yılları arasında 700-800 bandında arttı. Burada esasen yöntemsel bir farka dikkat çekmek gerekiyor: Küresel veri setleri uluslararası meta/fiyat endeksi iken, Türkiye verisi tüketici perakende fiyatları (market fiyatları) üzerinden analizlere dahil edilir. Ne var ki, bu fark bile Türkiye’de gıda fiyatlarının küresel fiyat ortalamasının üzerinde olduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Türkiye’de gıda enflasyonu dünya ortalamasının yaklaşık 19 katı.
Türkiye Gıda Enflasyonu (%)
Dünya (FAO) Değişim (%)
Pandemi başlangıcı; Türkiye’de kur baskısı başladı.
Küresel tedarik zinciri krizi; Türkiye’de makas açılıyor
Ukrayna Savaşı; Türkiye’de hiper seviyelere geçiş.
Dünya fiyatları düşerken Türkiye’de artış sürdü.
Küresel denge; Türkiye’de yapışkan yüksek enflasyon.
Baz etkisiyle düşüş başlasa da fiyat seviyesi yüksek.
Gıda fiyatlarındaki hiper artışı tek başına “para” ve “maliye” politikalarıyla açıklamak, “kötü ekonomi yönetimine” bağlamak yetersiz. Tarımsal üretimde kamu kaynaklarının uluslararası tekellere aktarılması, küçük ölçekli üreticilere ait tarım arazilerine acele kamulaştırma gibi mekanizmalarla el konması, büyük sermaye lehine arazi toplulaştırmaları ve toprak satışları, küçük üreticilerin ve köylülerin proleterleşmesi, endüstriyel tarıma öncelik veren neoliberal politikaların yürürlüğe konması, şirketlerin kâr oranlarını ve pazar paylarını gözeten politikalar gibi çok sayıda faktörün bulunduğu sermaye birikim rejimi ve gıda egemenliğiyle ilgili çok boyutlu bir süreç söz konusu. Bu süreci tarımsal üretim ve gıda sektörleri bağlamında inceleyebiliriz.
Öncelikle bu sürecin altında yatan hareket ilkesi, sermayenin merkezileşmesi. Büyük sermaye, küçük üreticiyi piyasadan tasfiye ederken bankacılık ve finans sistemini doğrudan kullanır. Bankacılık ve finans sisteminin asli rolü, küçük üreticiye “büyümesi” için kredi vermek değil, dağınık durumdaki........
