Piyasa despotizmi kıskacında 10 numaralı iş kolu ‘cehennemi’
6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’na göre 10 numaralı iş kolu; “ticaret, büro, eğitim ve güzel sanatlar” alanında mağazalar, marketler, AVM’ler, ecza depoları, toptan veya perakende ticaret yapan işletmeler, kamu kurumları, sendikalar, meslek odaları, dernekler, özel okullar, dershaneler, devlet ve vakıf üniversiteleri, sinema ve görsel sanatlar, bilişim ve yazılım olmak üzere pek çok sektörde hemen her kademede çalışan, kafa ve kol emeğinin kesiştiği tüm işçilerin bağlı olduğu iş koludur.
Sendikasızlığın olağanlığı
Çalışma Bakanlığının ocak 2026 tarihinde yayımladığı iş kolu verilerine göre toplam kayıtlı işçi sayısı 16 milyon 699 bin 84’tür ve işçilerin sadece yüzde 14.45’i, yani 2 milyon 413 bin 790’ı sendikalıdır. Resmi veriler içerisinde de en büyük iş kolu, 4 milyon 375 bin 904 işçi ile 10 numaralı iş koludur. Bunu 1 milyon 918 bin 111 ile metal (yüzde 18’i sendikalı); 1 milyon 711 bin 852 ile inşaat (yüzde 3’ü sendikalı); 1 milyon 220 bin 527 ile konaklama ve eğlence (yüzde 4.3’ü sendikalı) iş kolları izlemektedir.
10 numaralı iş kolunun ana gövdesi hizmetler sektörü olup, bu durum Türkiye kapitalizminin yıllardır izlediği büyüme stratejisiyle yakından ilişkilidir. Orta vadeli programlar incelendiğinde (inşaatı da içeren) hizmetler sektörü yıllık ortalama yüzde 5 bandında bir payla GSYH büyümeye en fazla katkı sunan sektördür.
Ne var ki, 10 numaralı iş kolu hem ekonomik hem istihdam ölçek büyüklüğüne karşı sendikal örgütlülük açısından en zayıf iş kolları arasındadır. İş kolunda sadece 311 bin 239 işçi (yüzde 7.1’i) sendikalı olup, 4 milyon 64 bin 665 işçi (yüzde 92.6’sı) sendikasız ve örgütsüzdür.
İş kolunun çalışma normları
Bugün üç harfli marketlerde veya büro hizmetlerinde çalışan idari ve teknik işçiler dendiğinde akla gelen 10 numaralı iş kolunun karakteristik özelliği, sendikal örgütlülüğün zayıflığına paralel olarak “sayısal”, “fonksiyonel” ve “ücret” temelli esnekliğin norm haline gelmesidir.
Sayısal esneklik: İşin niteliği ve vasfı gerekçe gösterilerek yapılan iş gücü planlamasında tüm işçiler her an işten çıkarılma tehdidiyle karşı karşıyadır. İşçiler üzerinde denetim ve baskı kurmayı kolaylaştıran işsizlik tehdidi, çalışma sürelerinin uzatılmasına ve işçilerin daha yoğun çalıştırılmasına olanak tanır.
Fonksiyonel esneklik: İş tanımının sınırları operasyonel biçimde muğlaklaştırılarak bir işçinin görevi, yetkisi ve bilgisi dahilinde olmayan her işi yapması istenir. Dinlenme ve izin haklarının da törpülendiği iş kolunda, az çalışanla çok işin yapılması hedeflenir. Fonksiyonel esneklik, sayısal esnekliğin de kaldıraçlarından birine dönüştürülür.
Ücret esnekliği: Sendikasız ve örgütsüz, işsizlik riski altında, uzun süreli ve iş tanımı olmaksızın çalışma, işçilerin ücret pazarlığı imkanını da kısıtlar. Ücretler, emek gücünün fizyolojik ve toplumsal yeniden üretimi için gerekli harcama kalemleri üzerinden değil, patronların kâr marjları üzerinden tespit edilir.
İş güvencesinin, ücret güvencesinin ve sendikal güvencenin ortadan kaldırıldığı 10 numaralı iş kolunda sermaye neredeyse sınırsız bir manevra alanı kazanır. İşçiler üzerinde mutlak kontrol kuracak çalışma planlaması yapılır. Intan Suwandi, “Value Chains: The New Economic Imperialism” kitabında bu tip bir kontrol sisteminin devlet kontrolü, piyasa despotizmi ve işveren baskısıyla oluşturulduğunu belirtir. Bu perspektiften bakıldığında 10 numaralı iş kolunda hakim olan çalışma rejimi, piyasa despotizmidir.
İşçilerin özerkliği azalmakta, iş yükü artmakta; uzun deneme süreleri, tutarsız çalışma programları ve iş güvencesizliğini besleyen keyfi işten çıkarmalar gibi çeşitli esneklik ve güvencesizlik araçlarıyla piyasa despotizmi güçlendirilmektedir. Harry Parfitt ve Ercüment Çelik “‘Logistical Platforms’ “New” Mode Of Appropriation?” başlıklı makalelerinde klasik fabrika çalışma rejimlerine özgü baskı ve denetimin kentsel alanlara uzanmasıyla birlikte fabrika ilişkilerinin her yere yayıldığını, çalışma alanlarının mekansal açıdan parçalandığını yazar. Yazarların saptaması, 10 numaralı iş kolu ölçeğinde istihdamın yaygın olduğu iş yerlerinin dokusuyla uyuşmaktadır.
Çalışma İstatistikleri Daire Başkanlığının 10 numaralı iş koluna dair son yayımladığı ve detaylı bilgiler sunduğu temmuz 2025 bültenine göre iş kolunda hakimiyet özel sektördedir. 4 milyon 271 bin 591 işçi özel sektörde, 256 bin 64 işçi kamu sektöründedir.
İş kolu yaş grupları itibarıyla oldukça gençtir. 15-19 yaş grubunda 145 bin 790 işçi (2 bin 300 sendikalı); 20-24 yaş grubunda 587 bin 183 işçi (22 bin 523 sendikalı); 25-29 yaş grubunda 793 bin 805 (35 bin 583 sendikalı); 30-34 yaş grubunda 687 bin 611 (47 bin 505 sendikalı) işçi vardır.
Hizmet sektöründeki feminizasyon eğilimi pek çok iş koluna göre daha baskındır. İş kolundaki işçilerin yüzde 55’i erkek, yüzde 45’i kadın işçilerden oluşur. Sendikal örgütlülük de benzer bir dağılıma sahiptir; sendikalı işçilerin 40.95’i kadın, yüzde 59.05’i erkektir.
İşkolunun çok fazla işyerini ve çalışma alanını kapsaması nedeniyle ücret ortalamasını tespit etmek zordur. Ancak kariyer sitelerinin yıllık verileri incelendiğinde, asgari ücret ile 50 bin TL arasında bir ücret skalasında, aylık ortalama 30-35 bin TL bandında olduğu görülmektedir.
Sosyal-İş Sendikası Ankara Şubesi araştırması
İş kolunda örgütlü DİSK/Sosyal-İş Sendikası Ankara Şubesinin yaptığı “Üye kimlik araştırması” iş kolunun yapısına dair güncel kesit sunması açısından önemli. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesinden Prof. Dr. Gamze Yücesan Özdemir, Dr. Çağrı Kaderoğlu Bulut ve Şube Yöneticileri tarafından hazırlanarak, 10 Aralık 2025-02 Ocak 2026 tarihleri arasında 190 işçiyle yapılan anket, işçilerin çalışma ve işyeri deneyimleri, ekonomik ve sosyal durumları hakkında veriler içeriyor. Araştırmadaki temel ekonomik parametrelere odaklanarak işçi profiline dair bir genelleme yapılabilir.
“Üye kimlik araştırması”nda ücret dağılımına bakıldığında emekçilerin gelir basamaklarında yukarıya çıkmakta zorlandığı görülüyor. Üyelerin büyük kısmı alt ve alt-orta gelir aralığında konumlanırken, 60 bin TL’nin üzerinde kazanç elde edenlerin oranı yüzde 11.8 ile sınırlı kalıyor. Ücret yapısının üst dilimlerinde oldukça dar bir kesim yer alıyor.
Üyelerin yüzde 47.3’ünün 30 bin-45 bin TL aralığında yoğunlaşması, gelirlerin belirli bir bantta kümelendiğini ve geniş bir kesimin benzer geçim koşullarını paylaştığını ortaya koyuyor. Kira giderleri, artan yaşam maliyetleri ve hane borçluluğu birlikte değerlendirildiğinde, üyelerin bütçesinin sürekli baskı altında olduğu görülüyor.
Geçinme ihtiyacı ister istemez ek işi de gündeme getiriyor. Ek iş yapanların önemli bölümü bunu tercihen değil, zorunluluk nedeniyle yapıyor. Ek iş yapanların oranının yüzde 11-12 bandında seyretmesi iki yönlü okunabilir. Bir taraftan mevcut çalışma temposunun ikinci bir işi fiilen olanaksızlaştırdığı, diğer taraftan ise ücretlerin tam anlamıyla yeterli olmasa da çalışanları kırılgan bir denge içinde tuttuğu söylenebilir.
Borçluluk durumuna bakıldığında üyelerin yüzde 63.8’i borçlu, yüzde 22.9’u zaman zaman borçlu, yalnızca yüzde 13.,3’ü borçsuzdur. Düşük ücret rejiminin ve sosyal hakların tasfiyesinin doğrudan sonucu olan borçluluk, üyeler için istisnai değil yapısal bir olgudur. Ücretlerin yaşam maliyetini karşılamadığı koşullarda kredi ve kredi kartı, emeğin yeniden üretimini finanse eden temel araçlara dönüşür. Böylece işçi sınıfı yalnızca iş yerinde değil, finans sistemi üzerinden de disipline edilir. Borç, çalışmayı zorunlu kılan ikinci bir zincir haline gelir; işten ayrılma, hak arama ya da mücadele etme süreçlerini zorlar.
“Üye kimlik araştırması”nda çalışma yaşamına ilişkin bulgular, iş kolunun genel karakterine uygun şekilde, güvenceli istihdam biçiminin (kadrolu/tam zamanlı) baskın olmasına rağmen iş tanımının belirsizliği, görev genişlemesi, fazla mesai ücretlerinin ödenmemesi ve izin olarak kullandırılmaması gibi sorunların yaygın olduğunu gösteriyor.
Araştırma raporunda, üyelerin büyük çoğunluğunun iş tanımı dışında görevler üstlenmesinin ve her üç üyeden ikisinin fazla mesai ücretini düzenli alamamasının, emek sürecinde esnekleştirme ve karşılıksız emek kullanımı anlamına geldiği belirtiliyor. Öte yandan kadrolu ve güvenceli istihdam statüsü de fiili çalışma rejimindeki karşılıksız çalıştırma, ödenmeyen fazla mesailer gibi keyfilikleri ortadan kaldırmıyor.
Sosyal-İş Sendikası Ankara Şubesinin örgütlü olduğu iş yerlerinde tespit ettiği bu sorunlar, yüzde 92.,6’sı örgütsüz ve sendikasız halde bulunan 10 numaralı iş kolunun genel yapısıyla uyuşuyor. Esnek ve güvencesiz çalışmanın kurumsallaştığı, her an ve her işte çalıştırılabilecek genç emek gücünün hiper-sömürüye açık hale getirildiği iş kolu, pek çok iş koluna göre daha masa başı veya daha prezantabl görünse de özünde üretken olan ve olmayan emeğin birlikte var olduğu makyajlı cehennemdir.
