12 Eylül günleri
8 Mart Pazar. AKM’ de bir konsere gitmek için Hacıosman-Yenikapı Metrosu’na biniyoruz. Taksim’de ineceğiz. Osmanbey’i geçtikten sonra inmeye hazırlanırken tren durmuyor. İnecekler panikliyor. Bizim aklımıza günlerden 8 Mart olduğu geliyor ve trenin neden Taksim ve Şişhane’de durmayacağını AKP iktidarını da teşhir ederek şaşkın yolculara anlatmaya çalışıyoruz. Şişhane’den sonraki durakta inip otobüs durağına doğru giderken iliklerimize kadar işleyen soğuk havada AKP’lilerin kulaklarını bol bol çınlatıyoruz. Otobüsten Tarlabaşı durağında iniyoruz. Erken gelmişiz İnci Pastanesinde biraz vakit geçirelim diyoruz fakat İstiklal Caddesi’ne çıkan bütün sokaklar polis barikatları ile kapatılmış. Polislerle uzun konuşmalar sonrası ve yaşlarımızın da geçkin olmasından faydalanarak polis barikatını aşıyoruz. Pastanede oyalandıktan sonra İstiklal’den AKM’ye doğru yürüyoruz. Cadde bomboş. Caddedeki tatlıcılar, lokantalar, dükkanlar bomboş. Caddede bizim gibi kızgınlık ve şaşkınlıkla yürüyen az sayıda turist var. Bu sefer İstiklal Caddesi’nden çıkıp AKM barikatlarına yürümek için polisle cebelleşiyoruz. Barikat önünde turistler bekleşiyor. Yemeğe gittiğini söyleyenleri bırakıyorlar. Bunu söylemeyi aklına getirmeyen ve niye barikat kurulduğunu anlamaya çalışanlar geçirilmiyor. Biraz da onlara propaganda yapıyoruz. Nedenin faşizm olduğunu söylüyoruz. AKM’nin önünde de bir barikat aşma mücadelesi verdikten sonra içeri girebiliyoruz.
Aklıma 12 Eylül günleri geliyor. Sokaklar ve meydanlar asker denetimindeydi ama böyle kapatılan meydanlar, duraklar yoktu. Asker ve polis de bu kadar yoğun değildi sokaklarda. 12 Eylül bitmedi derken sosyal medyadan kadınların bir habere göre Sıraselviler’den, diğerine göre Tarlabaşı Meşrutiyet Caddesi’nden yürüyüş başlattığını öğreniyoruz. Faşizm sona ermedi ama faşizme karşı mücadele de bitmedi.
Pazartesi sabah haberleri izliyorum. Silivri hapishaneler kenti. Tıpkı 12 Eylül’deki Metris Hapishanesi yanına kurulan mahkeme salonu gibi Silivri zindanının yanına da özel mahkeme salonu yapılmış. Daha büyüğü de yapılıyor. Henüz bitirilmemiş. 12 Eylül günleri ile aynı şeyler yaşanıyor. Duruşmalarda kısıtlamalar aynı. Avukat sayısı, izleyici ve basın sayısı sınırlı. Çevrede toplanmak yasak. Özel olarak seçilmiş hakimler yapacak yargılamayı. CHP Ekrem İmamoğlu’nun kaldığı hücrenin birebir aynısını hapishanenin yakınında bir bekleme yerine yapmış, ziyaretçiler Silivri zindanının nasıl bir yer olduğunu anlamak için burayı geziyor. Fakat, hücrenin penceresi biraz büyük yapılmış ve iyi ışık alıyor. İmamoğlu’nun hücresi ve diğer hücreler bu kadar ışık almıyor. Çünkü baktığı mini avlunun yüksek duvarları gerçekte hücrelere giren ışığı engelliyor.
Alican Uludağ’ın DW Türkçe’de yayımlanan röportajını okuyorum. Geceyarısı Ekspresi geliyor aklıma. Selimiye’de at ahırlarından bozulmuş hapishane geliyor, Sansaryan Han’daki 2. Şube’nin tahtakurusu bol, tahta ranzalı Müteferikka’sı. Öldürülmekle bitirilemeyen Gayrettepe İşkencehanesi ve Selimiye Kışlası. 12 Eylül devam ediyor diyorum. Düşünüyorum. İsimler, parti isimleri, ünvanlar değişse de halka zulmedenler aynı kişiler. Aynı fikriyata sahipler. Fikir hep iktidarda.
