menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Siyaset mi, ekonomi mi?

37 0
11.04.2026

Siyaset mi ekonomiyi, yoksa ekonomi mi siyaseti etkiliyor meselesi bakış açısına göre değil de analizin zaman boyutuna göre değişebilir. Şöyle ki, uzun vadede ekonominin siyaseti etkilediği kesin olmakla beraber, kısa dönemde siyasetin ekonomiyi etkilediği de ileri sürülebilir. Böylesi dönemsel analiz Türkiye için fevkalde geçerlidir. Örneğin, 25 yıllık AKP döneminde siyasetin ekonomiyi etkilediği, ekonomide nominal büyüme yaşanırken, reel erimeye sürüklendiği görüldü. Fakat, öyle gözüküyor ki, tüm ayak diremelerine rağmen 25 yıllık ülkeyi Ortadoğu’laştırma ve gerileştirme süreci hitama ermektedir. Umalım, böylesi ekonomik gerileştirme dönemi hiç değilse iktidarın değişimine vesile olarak belki de yeni bir hamle yapma dönemine girilebilir. Bu girişten sonra, sözünü ettiğim gerileştirme ve Ortadoğu’laştırma dönemine kısa bir göz atalım.

Genel kurala bakacak olursak, toplumsal yönetimde siyaset ön safta ortaya çıkarken, çoğu zaman ekonomi geri planda kalabilmektedir. Oysa gerek siyaseti götüren gerekse toplumu ayakta tutan ekonomidir. Ülkede sanayinin gelişip büyümesi, buna bağlı olarak ulusal gelirin büyüme oranı ve toplumda farklı kesimlere dağılımı ulusal barış ve toplumsal yaşamın vazgeçilemez ana temelidir. Konuya bu açıdan baktığımızda, çoğunlukla ülkelerde yaşanan yoğun siyasal olayların ekonomik olayları perdelediğini görebilmekteyiz. Örneğin, ülkemizde devamlı ve tehlikeli biçimde yükselen cari açık; stajyerlerle örtülmeye çalışılan işsizlik, eğitim alanındaki zafiyet; toplumda orta tabakanın giderek erimesi ve halkın bir kesiminin ciddi olarak güveninin sarsıldığı adalet sistemi yaşadığımız sorunlardan örneklerdir. Hepsinin ötesinde, hemen her gün yaşanan tatsız kadın cinayetleri ve diğer toplumsal saldırganlıklar toplumu adeta bezdirme noktasına taşımış bulunmaktadır. Kısacası, var olan siyasi kadroyu korumaya yönelik siyaset anlayışı ve politikası toplumu derinden yaralamaktadır. Güvenli seçim demokrasinin ilk ve vazgeçilmez koşulu olmakla beraber, bir yandan seçim güvenliği, diğer yandan seçimin dahi tek adam rejiminde halkın iradesinden başkanın iradesine terk edilmiş olması bu yolu da tıkamaktadır.

Siyaset ile ekonomi arasındaki yakın bağ ileri merkez ülkelerde farklı oluşurken, gelişmekte olan çevresel konumlu ülkelerde ileri ülkeler grubundakilere göre çok daha farklı ve maalesef ters yönde gelişir. Küresel başatlığına dayalı olarak ekonomik durgunluğunu aşmaya çalışan merkez ülkeler, savaşlar da dâhil olarak, çevresel konumlu ülkelere her türlü siyasi ve ekonomik dayatmayı yapabilmekteler. Üstelik de merkez ülkelerin çevresel konumlu ülkelere dayattığı siyasi ya da askeri programlar fevkalade örtülü biçimde ve masum anlaşmalar içinde sunulmaktadır. Küreselleşme politikalarında çevresel konumlu ülkelerin merkez ekonomi ajanları tarafından nasıl işgal edildiğini bizzat yaşayarak öğrenmiş olmamız gerekirdi. Fakat böyle bir öğreti maalesef gerçekleşemedi, çünkü çevresel ekonomileri işgale yeltenen merkez sermaye, söz konusu ülkelerde işsizliğe çare olunacağı, cari açık sorununa çözüm oluşturulacağı, hatta o ülkelere teknoloji transferi yapılacağı gibi akıl almaz savlar ileri sürdü. Büyük bir güvenle ve hiçbir itiraz geliştirmeden, 2000 IMF-Derviş politikaları doğrultusunda küreselleşme politikasını uygulamış olan Türkiye’de cari açık mı halledildi; ya da işsizlik sorunu mu çözüldü, hatta Türkiye teknolojik atılıma mı sahne oldu? Zaten gelen sermaye çoğunlukla ya hazır kuruluşları dayattığı fiyattan aldı, ya da serseri kaynak olarak finansal alana gelip, ülke ekonomisi aleyhine yüksek faiz elde etti. Daha 1950’lerde Dünya Bankası elemanı Dr. Singer gelişmekte olan ekonomilerdeki gelişmiş ülke yatırımlarının bu ülkeye hiçbir yararı sağlamayacağını açıkça raporlarında yazmış idi. Bazen emperyalistlerin ajanı olarak gördüğümüz kurumlarda da vicdanlı elemanlar bulunabilmektedir! Bu kısa hikâye şu çelişkiyi göstermektedir ki, gelişmiş merkez ülkeler siyaseti kendi ekonomilerini ayağa kaldırmak amacıyla kullanırken, bu siyasi manevrayı anlayamayan çevresel ekonomiler neye hizmet ettiğini dahi idrak edemeden ekonomik sorunlar yumağına dalabilmektedir.

Türkiye’nin yaşanan sorunlara karşı uyguladığı ekonomik görüntülü önlemler kronik bir hastalığın bazı ilaçlarla akut hale dönüşmesini engelleyici sağaltıma benzer şekilde seyretmektedir. Faiz silahını kullanarak, tedrici erime pahasına hâlâ dış kaynak çekebilen Türkiye bir şekilde yoluna devam edebilmektedir. Ancak böylesi pansuman nitelikli önlemlerle küresel yarışta yol almaya çalışmak hiçbir ülkeye yetmediği gibi, hele de gelişmekte olan bir ekonomi açısından fevkalade yanıltıcı olabilmektedir. Gelişmekte olan ekonomilerin ekonomik istatistiklerinin mutlak rakamlarla verilmesi fazla bir anlam ifade etmez. Örneğin, eğitim harcamalarına baktığımızda yıllar itibariyle rakamlarda artış görmekteyiz. Hizmet kalitesini bir an ihmal etsek dahi, bu bilgi kesinlikle yeterli değildir. Söz konusu istatistiksel bilgi ancak belirli dönemde hedeflenen sınırlara ulaşabilme derecesi ile yapılan karşılaştırma sonucunda bir değer ifade eder. Ülke istatistikleri de böyledir; salt büyüme rakamları fazla bir anlam ifade etmez, ancak mutlak büyüme değerlerinin potansiyel büyüme değerleri ile mukayesesi anlamlı sonuç verebilir. Benzer şekilde, ihracatın önemli bölümünün dış katkı ile gerçekleşmesi durumunda gayri safi ihracat değerleri de fazla önemli değildir. Sanırım, siyasetçinin halka saygısının bir göstergesi de istatistiksel değerlerin doğruluk ve samimiyeti ile ilgilidir. Açıktır ki, bu konuda sadece TÜİK’i odağa koymak arka plandaki asıl güçleri aklamaktır.

Siyasi perdeleme ile yürütülen ekonomi er ya da geç gerçek yüzünü gösterir, gösterecektir de! Her olay, son kertede olumlu ya da olumsuz görüntüsü ile topluma yansır. Ne var ki, toplum tüm olumsuzluklarla yüz yüze geldiği anda hesap soracak siyasi sorumlu bulamaz. Bu durum siyasetçinin, maliyetleri ileriye atarak anlık yarar sağlayabileceği manevra alanını genişletir.


© Evrensel