Özelleştirme işçi sınıfı ve sosyalizmin dünyaya vurduğu damgayı silmenin koçbaşıdır!
Özeleştirme dendiğinde ilk akla gelen kimi devlet tarafından kurulmuş kamu iktisadi kuruluşlarının (KİT) özelleştirilmesi akla gelmektedir. Ama aslında özelleştirme sadece KİT’lerin değil eğitim, sağlık, yerel yönetim hizmetleri gibi kamusal pek çok hizmetin özelleştirilmesi olarak toplum yaşamının pek çok yönünü etkileyen bir uygulamadır.
Kapitalist devlet, vergi toplayan ve savunma ve asayişi sağlamak isin oluşturduğu silahlı örgütler olan asker ve polis güncüden ibarettir. Bunlar dışında her tür harcamayı da israf olarak gören bir anlayışa sahiptir. Belki özel sektörün kurmaya gücü yetmeyeceği bazı tesisler burjuva devletler tarafından kurulmuştur. Ama burjuva devletinin KİT’ler denilen iktisadi kuruluşları, parasız eğitim, parasız sağlık kurumları, sosyal güvenlik sistemi, yerel hizmetlerle ilgili kamusal hizmet kuruluşları, işçi sınıfı başta olmak üzere emekçi sınıfların mücadelesi ve elbette Ekim Devrimi ve sosyalizmin tehdidi karşısında vermek zorunda kaldığı tavizlerin ürünü olarak oluşturulmuşlardır.
1929 Ekonomik krizi sonrasında Keynesci uygulamaların krizden çıkışı reçetesi olarak dereye sokulması devletlerin ekonomiye müdahalesi ve KİT’lerin yaygınlaşması,
Parasız eğitim ve sağlığın, sosyal güvenlik siteminin tüm emekçileri kapsayacak biçimde genişletilmesi,
İkinci Dünya Savaşı sonrası bir yandan sosyalizmin Avrupa’nın ortasına dayanması ve başlıca Avrupa ülkelerinde sosyalizmin faşizme karşı mücadelede işçi sınıfı partilerinin güçlenerek çıkması, halk yığınları içinde büyük bir prestij kazanması,
Avrupa’nın başlıca ülkelerinde sosyal devletçilik olarak da ifade edilen soyal reformcu uygulamaların yaygınlaşması, KİT’lerin büyüyüp genişlemesi,
İşçilerin sendikalarının örgütlenmesini kolaylaştırılması, işçilerin fabrika yönetimlerine ortak olmasına varan uygulamaların yaygınlaması… burjuvazinin fıtratında olup da o ortamda tezahür eden gelişmeler değildir.
Tersine bu reformlar, işçi sınıfı mücadelesinin ve sosyalizmin işçiler arasında olduğu gibi emekçi yığınlar içinde de kazandığı büyük prestiji düzenleri için tehlike gören egemen burjuvazinin düzenlerini ayakta tutabilmek için verdikleri tavizlerdi! Bu yüzden de burjuvazi ilk fırsatta bu tavizleri geri almak isteyecekti ve bunun için her fırsatı kullandı.
İş güvencesinin tasfiyesi, esnek çalıma, taşeronlaştırma
Nitekim Sovyetler Birliği Komünist Partisinin (SBKP) 1958’de yepılan 20. Kongresinde “Kapitalizmle sosyalizmin barış içinde bir arada yaşayabileceğini” öne sürerek, kapitalist ülkelerdeki sınıf partilerine, sendikalara burjuvazileriyle bir takım reformlar üsütünden uzlaşabilecekleri çağrısı yapması. Bunun işçi sınıfı partilerinde ve sendikalarda büyük kafa karışıklığına ve bölünmelere yol açması, burjuvaziyi, işçi sınıfı tehdidinden kurtarmak için bir fırsat olarak kullanma konusunda cesaretlendirdi.
’70’li yılların ortasından itibaren başlıca kapitalist ülkelerde burjuvazi tavizlerini geri almak için harekete geçti. Neoliberal politikaların merkezine “Devletin küçültülmesi”, “Kamusal harcamaların kısıtlanması” doğrultusunda atılan adımlar, ’90’ların başında ilan edilen yeni dünya düzeninin altyapısı olarak yenilenmesi için özelleştirme koçbaşı olarak kullanıldı.
Kurallı çalışmanın, sendikalaşmanın, iş güvencesinin merkezi olan KİT’lerin tasfiyesi olarak gerçekleştirilirken esnek çalıma, taşeronlaştırma, kalite çemberleri toplam kalite yönetimi gibi teknolojik adımlar atılarak, “kurallı çalışma”, iş güvencesine dair kuralların ortadan kaldırılması eşlik etti.
Toplam açısından bakıldığında yeni dünya düzeninin altyapısının yenilenmesindeki amacın işçi sınıfı mücadelesi ve sosyalizmin dünyaya vurduğu derin damgayı silmek, gelecek kuşakları bu işçi sınıfının mücadelesinin, sosyalizmin eseridir denecek bir iz bırakmamak olduğunu söylemek hiç de yanlış olmaz.
Yani özelleştirme dendiğinde akla geldiği gibi kamusal kaynaklarla oluşturulmuş olan kimi holdinglere sermaye gruplarıne peşkeş çekilmesinden fazlasıdır. Dahası özelleştirme, işçi sınıfının ve sosyalizmin insanlık tarihine vurduğu derin damganın ortadan kaldırılarak, “Bu işçi sınıfı mücadelesinin, sosyalizmin eseridir” denecek herşeyi ortadan kaldırma girişimidir de.
Kısacası özelleştirme YDD’nin “tarihin sonu” ve “Medeniyetler Savaşı” tezleriyle sınıf mücadelesi ve işçi sınıfının tarihsel misyonunu reddeden ideolojik tutumun altyapısının oluturmasının koçbaşı olarak kullanılmıştır.
Sendikal kazanımlar ve tasfiye süreci
Bu yüzden de ülkemizde özelleştirmenin sonuçları ne olmuştur sorusuna
Elbette özelleştirme denince ilk akla gelen işçi sınıfı ve Türkiye’nin haklarının yüz yıl boyunca yaptığı birikiminin ürün olan KİT’lerin özelleştirilmesi üstünden yerli ve yabancı sermaye odaklarına üç otuz para denecek fiyatlarla peşkeş çekilmesi
KİT’lerin önemli bir bölümü on binlerce işçinin hemen tamamının kurallı çalıştığı, sendikalı olduğu, bu nedenle de sendikal hareketin istikrarının sürdürülmesinde de başlıca dayanağı olduğu, özelleştirme ile bu dayanağın önemli ölçüde ortadan kaldırılmış olduğu,
KİT’lerde çalışan işçiler gerek Bahar Eylemleriyle başlayan mücadele döneminin başlıca bileşenlerinden birisi olduğu, Bahar Eylemlerinin hemen arkasından başlayan özelleştirmeye karşı sonraki 10 yıl boyunca on binlerle, yüz binlerle meydanları dolduran işçilerin özelleştirilme sırasında işten atılmasıyla işçi sınıfımızın en kitlesel mücadele döneminin 10-15 yıllık deneyimine sahip on binlerce işçinin mücadelenin dışına itilmesinin işçi sınıfının sendikal mücadelesi için çok ağır bir darbe olduğu,
Özelleştirme sadece sermaye servet aktarımı ve işçilerin on binlerin ifade edilecek düzeyde işten atılmasından fazla sonuçları olmuş bu sonuçlardan birisi de , özelleştirme ve özelleştirme etrafındaki girişimlerle yerli ve uluslararası burjuvazi özelleştirmeyi kapitalist sistemin altyapısının yenilenmesinde koçbaşı olarak kullanarak, esnek çalışma yöntemlerinin taşeronlaştırmayı, kalite çemberleri ve toplam kalite yönetimi gibi teknolojik uygulamalar YDD’nin sınıfsız, barış içinde bir dünya ütopyasına inandırıcılık sağlamak için “altyapı desteği” için dayanak sağlamak için kullanıldığı,
Mücadeleci işçilerin ve mücadele içinde yetişen genç sendikacıların özeleştirmelerin başarıya ulaşmasıyla işten atılmaları mücadelenin yüksek seyrettiği yıllarda inisiyatifi ele alan ileri işçi ve mücadeleci sendikacıların işten atılması, ayak sürüyerek de olsa mücadeleden yana davranan sendika bürokrasisi, özelleştirmelerin gerçekleşmesiyle yeniden inisiyatifi ele aldılar.
Türk-İş’in AKP’nin arka bahçesi olması için de adımlar atıldı. Bir iktidar partisi sendikası olarak hareket eden Hak-İş, Türk-İş’i hizaya getirmek için kullanılmaktan imtina edilmedi.
Sendika bürokrasisinin tutumu üzerinden sendikalar itibarsızlaştırılmak isteniyor. Sendikal mücadelenin ve işçi sınıfının devrimci özelliğini yitirdiği, sendikaların artık eskisi gibi işçilerle sınırlı kalmaması gerektiği, kent yoksullarının da sendikalara üye yapılması gerektiği öne sürülüyor. Hatta “Üye olmak istiyorum” diyen herkesin sendikalara üye olmasını savunan; çağdaş sendikacılık, toplumsal hareket sendikacılığı gibi adlar altında sınıf dışı sendikacılık anlayışlarının nüvelerini yaygınlaştırmak için girişimler arttı. Latin Amerika ülkeleri ve Chavezcilik üzerinden bu durum teorize edilmeye çalışılıyor.
Tıpkı “kurallı çalışma” ve sendikaların, kapitalistlerin işçilere lütfu olmadığı; aksine işçilerin uzun ve çok ağır bedeller ödeyerek elde ettikleri kazanımlar olduğu gibi.
Entelektüel yaşamda Chavezcilik, toplumsal hareket sendikacılığı gibi akımlar; yeni duruma uygunluk ya da işçi sınıfının artık devrimci özelliğini yitirmesine bağlanarak entelektüel kesimlerde ciddi olarak tartışılır hale geldi.
Deneyimli işçiler tasfiye edildi. Bir kısmı patronlar tarafından, bir kısmı devlet tarafından tazminat ödenerek, bir kısmı ise patronlar tarafından işten atıldı. Sendikalar tasfiye edildi. Sendika bürokrasisi sendikalardaki yerlerini sağlamlaştırdı. Bu yapı ve izlenen yöntemler içinde yönetime gelen mücadeleci sendikacıların tasfiye edildiği görüldü.
Beş yüz elli bin kadrolu kamu işçisi önemli ölçüde tasfiye edildi. Kamuda Karayolları ve Demiryolları gibi TİGEM ve KİT’lerde çalışanların çoğu taşeron işçilere bölünerek; işçilerin sadece ideolojik değil, aynı zamanda iş yerindeki çalışma süreçlerinde birbirinin rakibi olarak kullanılması amaçlandı. Ve bu politika etkili oldu. İşçiler patronlar tarafından işten atıldı.
Birinci olarak, Bahar Eylemlerinin sonunda pratiğe geçilmeye başlanması. İkinci olarak; özelleştirmenin esnek çalışma, kalite çemberi, toplam kalite yönetimi gibi kavramlarla, işçi sınıfının artık eskisi gibi olmadığı fikriyle birlikte sunulması.
Sendikasızlaştırma, esnek çalışmanın diğer yöntemlerinin mevcut sendikaların bürokratik yapısıyla çelişen durumlar ortaya çıkarması; esnek çalışmaya ve özelleştirmeye karşı mücadelenin bir tercihe dönüştürülmesi; sendikal bürokrasinin inisiyatifi ele alması ve sendikasızlaştırma süreçlerini beraberinde getirmiştir.
Örneklerle özelleştirmeler furyası
1987 yılında Sümerbank’ın özelleştirilmesi kararı alındı ve banka Kamu Ortaklığı İdaresine devredildi. 1988’de Sümerbank Şirketler Topluluğu kuruldu. Holdingin bankacılık birimi 23 Ekim 1995’te Yüksek Planlama Kurulu kararıyla Sümerbank adı altında yeniden yapılandırıldı. 24 Ekim 1995’te Garipoğlu Şirketler Topluluğuna 103.4 milyon dolara satılarak özelleştirildi. Hayyam Garipoğlu‘nun Malki cinayeti ve Türkbank skandalına adının karışması, Sümerbank’ın elinden alınmasına neden oldu. Sümerbank 21 Aralık 1999’da TMSF‘ye devredildi. Ardından 9 Ağustos 2001 tarihinde Oyak Grubuna satıldı. Oyakbank AŞ’ye 11 Ocak 2002 tarihinde tescil edilmiştir.
Türkiye Kömür İşletmeleri
2002 yılı TKİ’yi özelleştirmek için yapılan planların tamamlandığını ve iki ay içinde hükümetin onayına sunulacağını söyleyen Zeki Çakan, TKİ artık yatırım yapmayacak. Kömür ocakları, rödavansa çıkarılacak (kiralanacak). Henüz işletmeye açılmayan sahaların ruhsatları da özel sektöre devredilecek açıklamasında bulundu. Zeki Çakan, özelleştirme çalışmaları sonucunda, işçi çıkartmalarının yaşanmayacağını kaydetti.
Zonguldak Kömür işletmeleri
2016 yılında Zonguldak’ta bulunan Karadon Taşkömürü İşletmesinin özelleştirme süreci başladı. Bölgede Karadon dahil 5 maden ocağının daha özelleştirileceği ve 10’a yakın termik santralin kurulacağı belirtildi
Şirket, 14 Kasım 2005 yılında özelleştirme çalışmaları kapsamında, yüzde 55 hissesi ile Oger Telekomünikasyon AŞ’ye devredildi. 6 milyar 550 milyon dolara gerçekleşen devir, cumhuriyet tarihinin en büyük ihalesi olmuştur. Ancak bu rekor 2013 yılında, İstanbul’a yapılacak olan üçüncü havalimanı ihalesi ile el değiştirmiştir. Devir sırasında kablo televizyon yayını ve kablo internet hizmetleri Türksat’a aktarılırken, deniz haberleşmesi ve seyir güvenliği hizmetleri de Kıyı Emniyeti ve Gemi Kurtarma İşletmeleri Genel Müdürlüğüne devredilmiştir.
Temmuz 2018’de Oger Telekom’un bankalara olan kredi borcunu ödeyememesi nedeniyle, kredi veren bankalar, şirketin Türk Telekom’daki hisselerini devraldı.
17 Ağustos 2018’de BTK’nın devrine izin vermesinden sonra, 29 Ağustos 2018’de Hazine ve Maliye Bakanlığı alacaklı bankalar tarafından devralınmasına onay verdiğini açıkladı.
Etibank 2 Mart 1998’de özelleştirme çerçevesinde Dinç Bilgin ve Cavit Çağlar tarafından satın alındı. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun (BDDK) 27 Ekim 2000 tarihinde aldığı kararı ile Etibank’ın temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimi TMSF’ye devredildi
Türkiye Şeker Fabrikaları AŞ’nin (TŞFAŞ) özelleştirilmesi, 22 Haziran 2000 tarihinde IMF’ye verilen niyet mektubu ile gündeme gelmiş ve birkaç ay sonra Özelleştirme Yüksek Kurulunun (ÖYK) 20.12.2000 tarih, 2000/92 sayılı kararı ile TŞFAŞ özelleştirme kapsamına alındı.
Türkiye Petrol Rafinerileri veya kısaca TÜPRAŞ, 1983’te Batman, İzmir, İzmit ve Kırıkkale’deki devlete ait 4 petrol rafinerisinin birleştirilmesiyle çatı şirket olarak kurulan ve 2006’da özelleştirilerek Koç Holdinge devredilen anonim şirket.
