Öcalan notları, Demirtaş’ın mesajı ve ‘kritik eşik’
Medyascope’da Ruşen Çakır’ın yayınladığı Abdullah Öcalan’ın İmralı’da şubat ayı başında yapılan görüşmede söylediği sözler süreçte ‘tıkanma’ ya da ‘duraklama’ değerlendirilmeleri yapıldığı sırada geldi. Bu değerlendirmeler “sorunun” nerede olduğuna dair de ipuçları içeriyordu. Özetleyerek söyleyecek olursak, süreçte halen netleşmemiş çokça başlık olduğu anlaşılıyor. Öcalan'ın “bazı konuları” gündeme getirdiği ancak henüz beklediği karşılığı görmediği, görüp göremeyeceğinin de belli olmadığı bir “vaziyet” söz konusuydu. Kendisine ve PKK üst düzey yöneticilerine dair belirsizlikler de buna dahildi.
Tam bu görüşme notlarının yayınlanmasının ertesi gününde ise 13 siyasi partinin, kaldıkları cezaevi önünde yaptıkları açıklamaya gönderdikleri mesajla Selahattin Demirtaş ve Selçuk Mızraklı düşüncelerini paylaştı. O mesajda da seçildikleri görevleri yapmaları engellenerek cezaevine konulan iki siyasetçinin sürece dair dikkate değer bir ifadeleri vardı: “Bizler çıkmak için gün saymıyoruz. Cezaevine girişimiz ne kadar politikse çıkışımız da öyle olacaktır.”
Bir tarafta görüşmelerde istediği noktaya -en azından şubat ayı başı itibariyle- gelinemediği anlaşılan Öcalan, diğer tarafta “mesele bizim özgürlüğümüz değil, politik” diyen iki seçilmiş siyasetçi…
İşte size sürecin ne denli kritik bir aşamada olduğunun iki yeni işareti.
Peki bundan sonra ne olacak? Bu ‘tıkanma’ aşılabilecek mi?
Diğer tarafa, yani iktidarın durumuna da bakarak yanıt arayalım.
Silah bırakma töreninden itibaren DEM Parti sözcüleri başta olmak muhalefet aktörlerinin giderek daha yüksek sesle dillendirdiği “yasal düzenleme” beklentisinde işaret edilen son tarih Mayıs/Haziran olmuştu. Sürecin başlaması, süreç komisyonu kurulması, İmralı’ya komisyon adına gidilmesi, ardından rapor yazılması denilerek yaklaşık iki yıl geçirildikten sonra... Bundan sonra ‘hızlıca’ sonuçlandırılması da çok mümkün görünmüyor.
Meselenin gündeme geldiği ilk günden bu yana en çok öne sürülen iki başlıktan biri ‘iç cephe’ tarifine de neden olan bölgesel gelişmelerdi. Diğeri ise Erdoğan cumhurbaşkanlığındaki iktidarın bir dönem daha devamını sağlayacak ve bu hedefle yapılacak bir seçimde sonucu belirleyecek bir “siyasi dizayn” arayışı olduğuydu.
Birinci başlıkta Suriye’den Gazze’ye, Lübnan’dan İran’a çok sayıda gelişme yaşandı ve yaşanmaya da devam edecek. Halep’te yaşananlara, İran’daki Kürtlerle ilgili tartışmalara rağmen belli ki süreçten beklenen ‘ritme’ zarar gelmedi.
İkinci başlık yani iç siyasete dair gelişmelerde ise bundan sonrası için daha çok konuşulacak gibi. Sonuçta herkes elindeki kartları doğru ve zamanında kullanabilmek kaygısıyla hareket ediyor, söz kuruyor, pozisyon alıyor. İktidarın niyeti açık ve ortada. Muhalefet tarafında yer alanlar içinse “karar anı” yaklaşıyor. Çünkü iktidarın süreçten murad ettikleri için süre sıkıştırmaya başladı. Seçim kapıyı çaldığında muhalefet aktörleri bugünlerde yaptıkları tercihlere göre konumlanacak. Bugünü güçlenerek geçirenler sandık ortaya geldiğinde de sesi daha yüksek duyulanlar olacak…
Kritik eşik sadece süreç için değil ülkenin her başlıkta “geleceği” için yaşanıyor…
