menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Emperyalizm muhipleriyle siyonizmin 'seküler' goygoycuları!

36 0
19.03.2026

Siyaset, temsili iddiasıyla bağlı bulunduğu -yalanı dolanı bir yana bırakırsak- sosyal sınıfsal güçler veya yine iddia bağlamı veri alındığında ‘toplum’ söz konusu olduğunda, söylem ve eylem uyumu veya uyumsuzluğuyla gerçeğin tartısına vurulur. İsabeti, ciddiyeti, tutarlılığı ya da pragmatizmin anlık ve konjonktürel gereklerine sarınarak bağlandığı hedefin kime, hangi sınıfa, hangi devlete yaradığı/hizmet ettiği, muhtevasının karakteristiğini ortaya koyar.

İster uluslararası alanda ister ülkelerin iç toplumsal ilişkilerinde, önceki zamanların her türden güç mücadelelerinin ürünü ve sonucu olarak oluşmuş, belirlenmiş veya üzerinde uzlaşılmış kural, anlaşma, kriter, her ne denmiş ya da denecekse, tümünün, yine güç ilişkilerine bağlı olarak ve fakat sömürülen sınıf, baskı altındaki halklar, bağımlı ülkeler aleyhine zora dayalı olarak geçersiz ilan edildiği zamanlarda bulunuluyor.

Böylesi zamanlarda, varlıkları ve konumları tarihsel olarak gayrimeşru olan ve toplum yaşamına cebri olarak el koymuş durumdaki sömürücü iktidar güçlerine veya şu ya da bu ülkeyi askeri zor yoluyla işgale kalkışan, başka halkların yaşadıkları topraklardaki kaynakları ele geçirmeye çalışan, kendi boyunduruğu altında rejimler inşa etmeye girişen emperyalist-siyonist vs. barbarlık kuvvetlerine, yasalara, kurallara, hukuka uyma çağrıları çıkararak, az çok sözü edilebilir durum değişikliklerinin sağlanabileceğini ummak, büyük bir yanılgı olmuştur ve olacaktır. Bu türden çağrılar hiç yapılmaz değil, yapılabilir. Ancak değiştirici olanın karşı güç; sömürülen ve ezilenlerin tekil ve bütün ülkelerdeki dayanışan karşı gücü olduğu, tarihin dersi ve kaydıdır!

Türkiye’nin Saray iktidarının, egemen sınıfın belirleyicisi olduğu kendi yasalarını, anayasasını, “ulusal” ve uluslararası en üst hukuk kurumlarını, kendisi açısından bağlayıcı saymadığını defalarca ilan ettiği, seçim ve siyasi partiler yasasını ilga etmekten kaçınmadığı, seçim yoluyla işbaşına gelen muhalif belediye yönetimlerine yargı gücü-hukuk hileleriyle el koyduğu koşullarda, durmaksızın “Seçim de seçim” diye bağırmanın, anketler yayınlayarak “Biz aslında iktidar partisiyiz!” demenin hiçbir yaptırımcı kuvvetinin olmadığı, en azından son bir yıllık CHP kampanyasıyla kanıtlanmış bulunuyor. Hal böyleyken, işçilerin, kent-kır yoksullarının, üretim yapamaz duruma düşen üreticilerin, işsizlerin, her gün birkaçı........

© Evrensel