Trump, İbn Haldun’u okusaydı ne değişirdi?
ABD Başkanı Donald Trump New York Times'a verdiği demeçte “Uluslararası hukuka ihtiyacım yok” deyiverdi. Kendisine küresel yetkilerinin sınırları olup olmadığı sorulduğunda cevabı hazırdı: “Kendi ahlakım. Kendi aklım. Beni durdurabilecek tek şey bu.” (8 Ocak 2026; Tam Hunt'ın yorumuyla.)
Bu manasını anlamakta zorlandığımız söz tarihin bittiğini mi yoksa ABD’nin çöktüğünü mü gösteriyor?
Hikâyenin esası biraz derinlerde.
Bundan yedi asır evvel kıtalar Kara Ölüm denilen vebanın kırbacı altında titriyordu. Moğol hanlıkları birbirine düşmüştü. Selçuklu devletinin bünyesinden Osmanlı devleti filizlenmektedir. Tam bu sırada Tunuslu âlim İbn Haldun Cezayir’in İbn Selame kalesinde sürgündür ve Mukaddime adlı eserini kaleme almakla meşguldü.
Mukaddime sadece bir tarih kitabı değil, medeniyetlerin nabzını tutan, insan toplumlarının doğumdan ölüme kadar her aşamasını objektif olarak teşhis eden bir tarih teorisiydi.
Devletler de insan gibiydi İbn Haldun’a göre: Doğar, büyür, güçlenir, refaha kavuşur, sonra ihtiyarlar, nihayet ölürdü. Her devlet şöyle veya böyle bu çemberden geçecekti. Tek istisnası vardı; içeriden veya dışarıdan yeni nizam verici bir gücün devreye girmesi.
Bu kesin döngüde en acımasız safha, “israf ve sefahat”tır. Bu safhada hükümdar artık milletin değil, kendi heveslerinin efendisidir. Asabiyye denilen ve toplumu ayakta tutan toplumsal çimento erir. Zulüm yayılır, lüks sokaklara taşar, (son demlerinde Endülüs bahçelerinde moda haline gelen ve kışın sadece renklerinden dolayı tercih edilen işe yaramaz turunç ağaçlarını misal verir burada), kaprisler hükümferma olur Vergiler halkı ezer, üretim durur, adalet terazisi şaşar. Devlet, iflah olmaz bir hastalığa yakalanmıştır.
Peki bundan kurtuluş mümkün mü? İbn Haldun’a göre kurtuluş ancak dışarıdan veya bünyeden gelecek yeni ve........
