MİRACA SEYRÜ SEFER
Taif dönüşü semadaki meleklerden tutunda yeryüzündeki beşeriyetten hemen her vicdan sahibi insan, hatta cemadattan dağ, taş, toprak ve sular, hayvanat ve nebatattan daha nice akla gelebilecek yaratılmış her ne varsa Allah Resulünün taşlanmasına çok üzülüp incinmişlerdi. Habib-i Ekrem Efendimiz (s.a.v)’de kendisinin taşlanmasına değil de tam aksine Taif halkının olası kahru perişan olmasına sebep olacak bir şekilde kendisini taşlamalarına çok üzülüp incinmişti. Öyle ki Taif dönüşü onların hal ve ahvaline üzülerekten “Allah’ım kavmimi bağışla, çünkü onlar hak ve hakikati bilmiyorlar” dua ve niyazlar eşliğinde hane-i saadetine çekilip gitmek yerine Kâbe’nin Hatim denen bölümüne çekilmeyi yeğleyip bir köşede uyuya kalmıştır.
Dile kolay, doğup büyüdüğü topraklara kendini zar zor attığında yorgunluktan kan revan içinde bir köşede kendi kabına çekilmişti O. Yüce Allah (c.c), hiç şüphe yoktur ki, âlemlere rahmet olarak gönderdiği Habibini o halde kendi haline bırakmazdı. Nitekim Cebrail aracılığıyla önce üzerinden yorgunluğunu alacak seyahat için uyandırılır, sonra Efendimiz (s.a.v)’in göğsü açılarak zemzem suyu ile yıkamanın ardından Burak adlı bineğe binilip birlikte Mekke’de ki Mescid-i Haram’dan Kudüs’te ki Mescid-i Aksa’ya yol alınır.
Malumunuz Kudüs’ün o meşhur nice peygamberlere beşiklik etmiş ‘Beytülmakdis’ ismiyle müsemma Mescid-i Aksa; Müslümanlara ilk kıblegah vazifesi ifa etmiş kutsi bir mekândır. Allah Resulü bu kutsi mekânda konakladıktan sonra yine Cebrail ile birlikte Burak bineği eşliğinde yedi kat göklere yükselir. Göklerde seyrü sefer eylerken de her bir katmanda her bir peygamberin kapısı kendisine açılıp ziyaret edildiğinde 'Hoş geldin Ya Resulullah' sevgisiyle karşılanıp hürmet gösterilir. Yedinci kata gelindiğinde ise orada ne mekân var ne de zaman. Zira gelinen kat Sidretü’l Münteha’nın bulunduğu son sınır hattıydı. Öyle ki o son sınır hattından içeri girebilmek ancak ve ancak Allah Teâlâ’nın “Sen olmasaydın, Ey Habibim, bütün felekleri (kâinatı) yaratmazdım” diye beyan buyurduğu hadis-i kudsi sırrınca sadece Allah Resulü girebilirdi. Nitekim Cibril Emin Sidretü’l Münteha sınır hattına vardığında Allah’ın Habibine şöyle der:
-Ey Allah’ın Habibi! Benimle yol arkadaşlığın buraya kadardır, bundan ötesine asla adım atamam, zaten adım atsam da yanar kül olurum, bundan ötesine girme müsaadesi sırf sana has bir şeref Zişan’ıdır.
Böylece Allah Resulü (s.a.v) tek başına Miraca yükselmiş olur. Hakeza Allah’ın Habibine Miraçta cennet ve cehennemin yanı sıra mahşer gününde tüm insanların dünyada iken yaptığı amellere karşılık kimler mükâfatlandırılacak, kimler affedilecek, kimler cezaya müstahak olacak hemen hepsinin ahvali durumu kendisine gösterilir de. Hatta Allah Resulüne Miraçta Yüce Allah’ın Cemalini müşahede etme ve O’nunla vasıtasız kelam eyleme lütfu bahşedilir bile. Derken Allah........
