DÜŞÜNMEYİ ÖĞRENMEK (IX)
Düşünmeyi Öğrenmek yazı dizisinde bugüne kadar bireysel planda zihnin düştüğü tuzakları, sosyolojik faktörleri, sosyal psikolojinin bulgularını ve kamusal alanın düşünce üzerindeki etkilerini ele aldık.Görünen odur ki, düşünme yalnızca bireysel bir zihinsel faaliyet değildir; içinde yaşadığımız kültürün, kurumların ve iletişim ortamının şekillendirdiği karmaşık bir süreçtir.
Bugün dünyanın birçok eğitim sistemi hâlâ Sanayi Devrimi'nin ihtiyaçlarına göre şekillenmiş durumdadır. Ezberleyen, standart cevap veren, merkezi otoritenin siyasal eğilimleri doğrultusunda belirlediği doktriner bilgiyi doğru kabul eden birey yetiştirmeye yöneliktir.
Oysa artık yapay zekânın birkaç saniyede milyonlarca sayfalık bilgiye erişebildiği bir çağda, bilginin kendisi artık en kıt kaynak değildir. Kıt olan; doğru soruyu sorabilmek, bilgiyi ayıklayabilmek, muhakeme edebilmek ve etik kararlar verebilmektir.
XX. yüzyıl bilgi çağıydı. XXI. yüzyıl ise muhakeme çağıdır. Artık eğitim sistemlerinin temel görevi bilgi depolamak değil, doğru düşünmeyi öğretmektir.
Buna rağmen, bizim gibi toplumlarda "düşünmeyi öğrenmek" üzerine bir tartışma açıldığında, neredeyse refleks hâline gelmiş tek bir cevapla karşılaşırız: "Sorun eğitim sistemidir."
Bu cevap yanlış değildir; fakat eksiktir.Çünkü eğitim sistemini tartışırken çoğu zaman eğitimin yöntemini değil, yalnızca içeriğini, müfredatı tartışıyoruz.
Bir grup "dindar nesil" için daha fazla din dersi ister.Bir grup "çağdaş kuşaklar" için daha fazla felsefe........
