DİLE GELMEYEN
Sabah namazı çıkışı camiden evine dönerken, havanın da yumuşaklığını görerek yolu uzattı. Ana caddede iki yüz metre kadar ilerleyerek genelde iki ve tek katlı bahçeli evlerin olduğu sokağa girdi. Bu sokaktaki evler genelde yirmi, otuz yıl önce yapılmış ve önlerinde çok büyük olmasa da en az evlerinin oturduğu alan kadar bahçeleri olan evlerdi. Çoğunun bahçe duvarları alçak olsa da üzerlerinde girişi engelleyen demir korkulukları vardı. Sokağın en sonundaki, köşedeki ev diğerlerinden daha farklı hatta yüksek, yeni tabirle tripleks denilebilecek bir evdi. Bahçe duvarları diğer evlerinkine nazaran daha yüksek olsa da çift kanatlı, kalın ahşap kapının iki yanındaki duvarlar daha alçak ve üzerinde yine özel işlemeli korkulukları bulunmaktaydı. O korkulukların altındaki bahçe duvarının üzerinde ise duran poşet, üç gündür bir çift hakiki deri ayakkabıyla birlikte aynı şekilde durmaktaydı.
Dört gün önce öğle vaktine yakın verilen saladan duymuştu Servet Beyin vefatını. Cenazesi öğle namazını müteakip mahallenin tek camisi olan bu camiden kalkmış, cenazeye hali hazırdaki sekiz on kişilik camii cemaatinden başka katılan olmamış, cemaatin dışında üç dört kişiden oluşan yakınları caminin dışında beklemişlerdi. O gün cemaatten mezarlığa giden olmuş muydu yoksa sadece belediye görevlileri mi yapmışlardı defin işini bilinmez ama havanın da soğuk olmasından dolayı namaz sonrası doğrudan hızlı adımlarla evine dönmüştü.
Cenazenin kalabalık olmamasının sebebi tabii ki havanın ayazının sert olması değildi. Cenazede millet meclisinin, valiliğin, belediye başkanlığının, Servet Bey’in mensubu olduğu siyasi partinin falan çelenkleri vardı ama dışarıdan, cami cemaatinin dışından hiç katılım olmaması dikkatlerden kaçmamıştı. Rahmetli yörenin en zengin varyemez ailesinin okumuş tek evladıydı. Lise ve yüksek tahsilini Fransa’da yaptığından doğru dürüst bu şehirde aileye yakın komşuları tarafından bile çok tanınmazdı. O,........
