BÖLGEMİZDE GERÇEKLEŞEN HUKUKSUZ SALDIRGANLIK ÜZERİNE
Yaşadığımız coğrafyanın egemen gücü Osmanlı İmparatorluğu dağıldıktan sonra coğrafyamızda sıkıntılar birbiri ardına dozu ve şiddeti günden güne artarak devam ediyor.
Son ikiyüz yüzyılın hastalığı olarak yaygınlaşan milliyetçilik hastalığının etkileri en azından bizim coğrafyamızda halen devam etmektedir.
Halklar ve onları yönetenler bu hastalığı, sebep olduğu çatışma ve yıkımı, ortaya çıkan hasarı dikkate alarak gelişen dünyanın, özellikle, iletişim, ulaşım, teknoloji nimetlerinden faydalanmak üzere halklar ve devletler arasında hem var olan sorunları çözecek, hem çıkması muhtemel sorunları engel olacak, bunun yanı sıra hayatımızı kolaylaştıracak, huzur, güven ve yaşam kalitesini artırıcı, refah düzeyini yükseltici adımlar atmalıdır.
“Komşum düşmanımdır, rakibimdir” anlayışından, “Komşum kazanç ve yaşam ortağımdır” anlayışına dayalı yeni ilişkiler, statüler, hukuklar geliştirmelidir.
Çatışmalarla geçen bir yüzyılın ardından soruna kalıcı çözüm üretmek basiretini göstermeliyiz.
Siyasal anlamda milliyetçiliğin doğduğu yer olan Avrupa milliyetçilik hastalığının bedelini iki dünya savaşıyla hem ödedi, hem diğer milletlerin de ödemesine sebep oldu.
Yaşanan bu iki büyük felaketten sonra da, savaşları bitirecek, yaşamı ortak hale dönüştürecek adımları 2. Dünya savaşından sonra attı ve savaşın ortaya çıkardığı; psikolojik, iktisadi, siyasi yıkımları telafi edecek şekilde barışçı bir perspektifle bir yola girdi.
Bu yol sonunda Avrupa Birliği olarak şekillendi ve girdikleri yolun semeresinden topluluğa bağlı her ülke, katkısı ve performansı oranında nasiplendi.
Zaman zaman birlik üzerinde tartışmaların, farklı düşüncelerin olması hayatın doğal akışı olarak görüldü ve birlik varlığını korudu.
Birlik üyesi her devlet bu esasa göre pozisyon almayı önceleme becerisi gösterdi.
Esasen, AB için Avrupa kıtasına yoğunlaşan göç dalgası ve yerleşik nüfusun yaşlanması dışında........
