menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Savaşın uyandırdığı fay hatları

50 0
13.03.2026

7 Ekim’den beri bölgemizde devam eden çatışmalar, ABD ve İsrail’in İran’a doğrudan saldırmasıyla birlikte tarihsel geçmişi derin inanç, mezhep ve etnik fay hatlarının da hareketlenmesine neden oldu. Bu saldırıların üzerinden geçen günler, bölgenin kaderini kökten değiştirecek bir dönemeçte olduğumuzu gösteriyor. Her şey 7 Ekim 2023’te başlayan Hamas-İsrail gerilimiyle tetiklendi. Ardından Hizbullah’ın Lübnan’dan, Husilerin Yemen’den, Irak’taki milislerin ise ABD üslerine yönelik saldırılarıyla “Direniş Ekseni”nin yayılması hızlandı. Ancak asıl kırılma noktası, 28 Şubat 2026’da başlayan ABD ve İsrail operasyonlarıyla geldi.

ABD ve İsrail’in ortak hava ve füze saldırıları, İran’ın üst düzey liderliğini (Ali Khamenei dahil), nükleer tesislerini, balistik füze üretim merkezlerini, hava savunma sistemlerini ve askerî altyapısını hedef aldı. Bu saldırılar binlerce sivil ölümü, milyonlarca yerinden edilmiş insanı ve İran’da büyük bir yıkımı beraberinde getirdi. İran’ın misillemeleri ise İsrail’e yönelik yüzlerce balistik füze ve drone saldırısı, Hürmüz Boğazı’nda petrol tankerlerine yönelik eylemler ve Lübnan’da yeni bir cephe açılması şeklinde devam ediyor. Petrol fiyatları rekor kırdı, Brent ham petrol kısa süreliğine 100 doları aştı, küresel enerji piyasaları alarma geçti.

Bölgedeki bu gerilimin yalnızca iki devlet arasındaki askeri hesaplaşma olarak görülmesi büyük bir yanılgı olur. Orta Doğu’nun tarihsel yapısı, her çatışmayı çok katmanlı bir siyasal ve toplumsal kırılmaya dönüştürme potansiyeline sahiptir. Bu nedenle bugün yaşananlar, sadece askeri cephelerde değil, toplumların zihinsel ve siyasal dünyasında da yeni fay hatları üretmektedir.

Bu savaş sadece askerî bir çatışma değil; aynı zamanda yüzyıllık tarihsel fay hatlarını yeniden canlandıran bir deprem gibi. 1979 İran Devrimi’nden beri var olan Şii-Sünni gerilimi artık doğrudan devletler arası savaşa dönüştü. İran merkezli “Direniş Ekseni” (Hizbullah, Husiler, Irak’taki Haşdi Şabi unsurları) ile Sünni Arap devletleri arasındaki denge bozuldu. İran’ın zayıflaması, Suudi Arabistan ve BAE gibi ülkelerin pozisyonlarını güçlendirirken aynı zamanda mezhepsel kutuplaşmayı da derinleştirdi.

Bölge tarihine bakıldığında, mezhepsel ve etnik gerilimlerin çoğu zaman büyük güç rekabetleriyle iç içe geçtiği........

© Elips Haber